22/07/2016 Aydınlık Gazetesi Kitap eki, Hidayet Karakuş’ un yazısı…

July 22nd, 2016

https://www.facebook.com/photo.php?fbid=10154366150479695&set=a.480795624694.267234.849484694&type=3&theater

BABAM

June 16th, 2016

Mustafa Gazalcı

mgazalci@gmail.com, www.gazalci.net

Tedavi için İstanbul’a giden babam öldüğünde Güney Atatürk İlkokulu birinci sınıfındaydım.

Öğle yemeği için okuldan geldiğimde evimizde alışkın olmadığım bir kalabalıkla karşılaştım. Ağlayan, hıçkıran, üzgün gözlerle çevrelerine bakan tanıdık tanımadık bir sürü insan vardı.

Ne olduğunu anlamaya çalışırken kimi yakın akrabalarımız yaşlı gözlerle “Kadersizler” deyip bana ve kardeşlerime sarılıyordu. Annem, babamın annesi Dudu anam, halamlar “Cemalimiz genç yaşta gitti” diye ağlayıp çırpınıyorlardı.

Gördüklerimden babamın öldüğünü, bir daha geri gelmeyeceğini anladım. Karmaşık duygular içindeydim. Sanki bir boşluğa düştüm.

O gün okula dönmedim. Şaşkın şakın çevreme bir süre baktım, açlığımı unutup ben de ağlamaya başladım.

Sonra komşumuz Celil amcanın eşi bana bakarak annemle bir şeyler konuştu. Çocuk ruhumun daha çok acı çekmemesi için olacak “Hadi bize gidelim, Yaşar’la oynarsınız” deyip evlerine götürdü. Sonra kimisi yayan ben dahil kimimiz ata de binerek, onların Güney’den üç ya da dört km. uzakta Büyük Menderes’in kıyısındaki değirmenlerine gittik.

Su değirmeni Güney Şelalesi’nin hemen yanındaydı. Değirmenin önünde tavuklar, civcivler dolaşıyordu. Çevrede ceviz, çınar ve adını bilmediğim bir sürü ağaç, böğürtlen vardı. Bir süre Celil amcanın oğlu akranım Yaşar’la oynadık.

Akşam oldu, hep birlikte yer sofrasında bir şeyler yedik. Büyük Menderes’in, şelalenin hiç bitmeyen uğultusu geliyordu. Fenerin ışığında bir süre oturduk.

Serilen büyükçe bir yer minderine yattım, ancak bir türlü uyuyamıyorum. Yakınımda minderde yatan Yaşar çoktan uyumuştu. Babamı düşünüyordum. Önce gözlerimden sessizce yaşlar aktı, bir süre sonra sesli ağlamaya başladım.

Yataktan ağlayarak kalkarak “Ben evimize gitmek istiyorum” diye tutturuyorum. Celil amca ve eşinin, “Sabah olsun götürürüz, şimdi yat uyu” demelerine aldırmadan “evimize gitmek istiyorum” diye hıçkırıyordum.

Daha sonra yorgun düşmüş olacağım ki uyuyakalmışım. Sabah tıkır tıkır işleyen değirmenin sesiyle uyandım. O sese Büyük Menderes’in ve şelalenin uğultusu karışıyordu.

***(Devamını okumak için yana tıklayın.) Read the rest of this entry »

GÜNEŞLİ GÜZEL GÜNLER DİLEĞİYLE…

June 1st, 2016

http://gazalci.net/mg/adana.pdf

Mustafa Gazalcı

mgazalci@gmail.com, www.gazalci.net

Şu güzelim bahar günlerinde sevinç yerine ülkemizde yaşayıp gördüklerimiz yüzünden birçok insan gibi acı duyuyorum.

Haberler, yaşadıklarımız, ülkeyi yönetenlerin yaptıkları, söyledikleri içimizi karartıyor.

Dışta ve içte bu denli olumsuzluklar belki Cumhuriyetten önce Osmanlı’nın son dönemlerine yaşanmış olabilir.

Sanki kurtuluş savaşı sonucu çağdaş, laik bir devlet kurmamışız, savaştıklarımız dahil bütün dünya devletleriyle dost olmamışız gibi.

Eğitim seferberlikleri, halkevleri, köy enstitüleri, güzel sanatlardaki uygulamalarımızla gelişen bir toplum yolunda güvenle yürümemişiz gibi.

Çiçeği burnunda, saraya uyumlu Başbakan Binali Yıldırım bile ilk açıklamalarının birinde “düşmanlarımızın sayısı azalacak, dostlarımız artacak” dedi.

Demek ki AKP döneminde düşmanlarımız artmış. Aslında “düşman” sözcüğü çirkin. Bir devlet adamı hiçbir ülke için bu sözcüğü kullanmamalı.

Yetkililerin yıllar yılı stratejik dostumuz dediği Amerika’nın yaptıkları karşısında Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu “iki yüzlü” demekten kendini alamadı.

Almanya dostluğa yakışmayan bir tutumla Parlamentosunda Ermeni konusunda soykırım kararı almak üzere.

Rus uçağının düşürülmesi üzerine Putin’in yaptırımlarını kabullendik. Tarımdan turizme zararını ulusça çektik, çekiyoruz.

Suriye, Libya, Irak politikaları hep aleyhimize sonuçlandı.

Ya içerde olanlar:

Cumhurbaşkanı’yla birlikte geziye çıkan yüksek yargı organlarının başkanları… Onunla yetinmeyip Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi konularını alkışlamaları…Yargı adına kabul edilebilir şeyler değil.

Anayasaya ve yasalara aykırı olarak milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması…

Atatürk Orman Çiftliği’nden Marmara Köşkü’nün kaşla göz arasında yıkılması… Çiftliğin yağmalandığı yetmezmiş gibi Atatürk’ün izlerinin silinmesi…

Yalnız Marmara Köşkü mü yok edilen, yeni yapılan statlardan Atatürk’ün, İnönü’nün adının da silinmesi…

Meclis Başkanı İsmail Kahraman’ın “Laiklik kaldırılmalı, dindar bir Anayasa yapılmalı” sözleri…

MHP’nin Olağanüstü Tüzük Kurultay’ına Ankara Valisi’nin güvenlik güçleri aracılığıyla karışması… Bereket Yargıtay kongre yapılmalı diye karar verdi de bir ölçüde yönetimin bir partinin iç işlerine karışması önlenmiş oldu.

Hikmet Çetinkaya ile Ceyda Karan’ın 2 yıl hapis cezasının gerekçesinde “Hakimler sadece hukuka ve vicdana uygun karar vermezler” denmesi… Anayasa’nın 138. maddesine göre “hakimler hukuka ve vicdanlarına göre hüküm verirler” dediği halde.

23 Nisan, 19 Mayıs gibi ulusal bayramlar geçiştirilirken, görkemli düğünler yapmak, fetih günlerini bayram gibi kutlamak… Benim son günlerde gördüğüm içimi acıtan kimi olaylar bunlar. Daha onlarca, yüzlerce var.

Peki hiç mi iyi şeyler olmuyor bu ülkede diyebilirsiniz.

Elbette kimi özverili kişi ve kuruluşların yaptığı güzel şeyler oluyor.

İşte Nobel ödülü kazanan Aziz Sancar’ın söyledikleri ve yaptıkları, hepimizin içini ısıtıyor.

Kendisini Köy Enstitülü öğretmenlerin yetiştirdiğini, çalışarak Atatürk ve Cumhuriyet sayesinde bu ödülü kazandığını söylüyor.

Gençler çalışmalarını, bilimle uğraşmalarını öğütlüyor.

Dileğimiz iç karartan sorunların azalması, barışın, güzel, güneşli günlerin yaşanması.

1 Haziran 2016

Yeni Adana Gazetesi

İÇİ BOŞ LAİKLİK YETMEZ

May 10th, 2016

Mustafa Gazalcı

mgazalci@gmail.com

TBMM Başkanı İsmail Kahraman, 25.4.2016’da İstanbul’da “Yeni Türkiye, Yeni Anayasa” adlı bir toplantıda yaptığı bir konuşmada “Yeni Anayasada laiklik olmamalı, dindar bir Anayasa olmalı” sözleri haklı olarak kamuoyunda büyük tepkilere yol açtı.

Meclis başkanından bu sözleri duyan birçok kuruluş ve kişi Türkiye Cumhuriyeti’nin temel taşı da mı ortadan kaldırılmak isteniyor diye kaygı duyarak sesini yükseltti.

Bu tepkiler üzerine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ardından Başbakan Ahmet Durakoğlu, “Bu Meclis Başkanının kişisel görüşüdür, bizim laikliği kaldırmak gibi bir düşüncemiz yok” açıklamalar yaptılar.

Gerçekten de bu açıklamalar üzerine kimi çevrelerde bir yumuşama, bir rahatlama oldu.

Çoktan görevinden ayrılması gereken İsmail Kahraman, makamında hiçbir şey olmamış gibi oturmaya devam etti.

Bu işin başka bir yanı.

Benim asıl bu yazıda üzerinde durmak istediğim başka bir şey. O da şu: İçi boş laiklik Anayasa’da yazınca iş bitiyor mu? Bugün laiklik gerçekten uygulanıyor, yaşanıyor mu?

Devamını okumak için aşağı tıklayınız.

Read the rest of this entry »

–Parlemento Aralık 2015– http://www.gazalci.net/2016/pauegitim.pdf

March 9th, 2016

ÖĞRETİM BİRLİĞİNDEN NE KALDI?

March 9th, 2016

Mustafa Gazalcı

mgazalci@gmail.com, www.gazalci.net

Cumhuriyetin en temel devrimlerinden biri 3 Mart 1924’te kabul edilen Öğretim Birliğidir. O zamanki adıyla Tevhid-i Tedrisat.

Aynı gün Mecliste çıkarılan iki yasayla Hilafet, Din ve Vakıf (Şeriye ve Evkaf) Bankalığı kaldırılarak devlet ve dünya işleri dinden ayrıldı.

Bu üç yasayla eğitimin, devletin, toplumun laik olması yasal güvenceye kavuştu. Yeni Türkiye Cumhuriyeti hep laik Cumhuriyet olarak tanımlandı.

Bugün sınırlı çevrelerin kutladığı 3 mart günü gelecekte bütün yurtta laiklik günü olarak kutlanacaktır.

Bu düşünceyle 3 Mart 2003’te 53 Milletvekili arkadaşımla birlikte 3 Mart’ın bütün okullarda ve yurtlarda laiklik günü olarak kutlanması için bir yasa önerisi verdik. Öneri 2 Mart 2006’da TBMM genel kurulunda görüşüldü , ne yazık ki AKP’nin oylarıyla kabul edilmedi.

*** Read the rest of this entry »

YENİ ANAYASA DAYATMASI…

March 9th, 2016

Mustafa Gazalcı

mgazalci@gmail.com, www.gazalci.net

1970’li yıllarda Denizli Kızılcabölük kasabasında öğretmenlik yaparken 1961 Anayasasının düşünce özgürlüğüyle ilgili 20. maddesini bir bez üzerine yazıp Demirci mahallesindeki İbrahim Amcanın kahvesinin duvarına asmıştık:

Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir; düşünce ve kanaatlerini söz, yazı resim ile veya başka yollarla tek başına ve toplu olarak açıklayabilir ve yayabilir.

Kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz.”

Akşamları bu yazının altında çoğu dokumacı olan halktan insanlarla ülkenin her sorununu konuşurduk.

Kendimizi söz söylemede özgür duyumsardık.

Read the rest of this entry »

BARIŞ KÜLTÜRÜ…

January 5th, 2016

mgazalci@gmail.com, www.gazalci.net
Yeni yılda, yeni bir gazetede birlikteyiz.
Merhaba.
Aslında ne yıl yeni, ne de gazete.
Yıl değişimi akıp gelen zamana verilen takvimsel bir ad.
İnsanlar bu değişiklikle umutlanıyor, geçmişin değerlendirmesini, geleceğin tasarımlarını yapıyor.
Aslında bir önceki yılda yaşadığımız tüm olumlu olumsuz şeyler yitip gitmiyor, bir sonraki yıla devrediyor.
Yeni Adana Gazetesi de 98 yıldır başarıyla çıkan koca bir çınar.
Yüzyıl demeye iki yıl kalmış.
Bu arada nelere tanıklık etmiş nelere…
Kurtuluş savaşına, kuruluş günlerine, acı tatlı olaylara…
Bereketli topraklar üzerinde olanları sabırla, her türlü engeli aşarak okurlarına yansıtmış, tarihe not düşmüş.
Hem de bağımsızlığını, onurlu çizgisini yitirmeden.
Böyle bir gazetede ayda bir kez bile olsa yazmak beni heyecanlandırıyor, sorumluluklar yüklüyor.
*** Read the rest of this entry »

YENİ ADANA GAZETESİ SÖYLEŞİ

December 30th, 2015

Söyleşiyi yapan Sayın Ahmet Erdoğan

1-Cumhuriyetin ve kurucu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün eğitim politikasının özü ve temel hedefi neydi? Bu bağlamda TBMM’ce 3 Mart 1924’te kabul edilen Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Yasasının önemi nedir?

Y 1: Atatürk ve Cumhuriyeti kuranlar eğitimi var olma yok olma sorunu olarak ele aldı. Bu nedenle yeni devletin eğitim politikasını akla, eğitbilime dayandırıldı.
Bu yeni eğitim politikasıyla insanın ve ülkenin geliştirilmesi, çağdaş uygarlığın düzeyinin üzerine çıkarılması amaçlandı.
Cumhuriyet’in ilanından 4 ay sonra getirilen 3 Mart 1924 Öğretim Birliği, laik ve bilimsel eğitimin temelidir. Bu düzenlemeyle Osmanlı İmparatorluğundaki dinsel-bilimsel eğitim ikiliğine son verildi.
Yurtdışından John Dewey dahil kimi ünlü eğitim uzmanları getirilip raporlar hazırlatılıp, ardı ardına çağdaş eğitim yolunda ileri düzenlemeler yapıldı. Özellikle Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati döneminde karma eğitime geçildi, yeni abece (alfabe) devrimi yapıldı, öğretmenler toplumda saygın bir duruma getirildi.
Cumhuriyetin ilk yıllarında yüzde 10 bile olmayan okuma yazma oranı, eğitimin her aşamasındaki gerilik yapılan seferberliklerle hızla iyileşti. İlköğretim, mesleki ve teknik eğitim seferberliği, halkevleri, dünya klasiklerinin çevrilmesi, yurtdışına öğrenci gönderme, Köy Enstitüleri, üniversite reformuyla 1946 yılına geldiğinde Türkiye, eğitim ve kültür alanında büyük yol aldı.

2- Bir ülkede Laik Cumhuriyet eğitimi niçin önemlidir? Eğitimin dinselleştirilmesi ve laik eğitimden uzaklaşması eğitimin kalitesini nasıl etkiledi? Ülkemizi bu durumda nasıl bir gelecek bekliyor?

Y 2: Öğretim Birliği içinde verilen laik eğitim Cumhuriyet eğitiminin temelidir.
Dini kurallar değişmez. Eğitim ise bilimdir, değişir. Okulla caminin birbirinden ayrılması gerekir. Laik bir ülkede eğitimde, devlette, toplumda din kuralları değil hukuk kuralları ve bilim geçerlidir.
AKP döneminde görüldüğü gibi yeniden dinsel ve bilimsel ikili eğitim politikası eğitimde niteliği de düşürür. Nitekim son yıllarda ulusal ve uluslararası PISA, OECD sınavlar ve ölçmeler eğitimdeki niteliğin düştüğünü gösteriyor.
Eğitimdeki durum bir ülkenin geleceğidir. Eğitimin niteliği yüksek olursa o ülkenin geleceği parlak, nitelik çökerse karanlık olur. Read the rest of this entry »

PARLAMETTO DERGİSİ’NDE SÖYLEŞİ

December 30th, 2015

Mustafa Gazalcı’yla söyleşiyi yapan Songül Baş.

İyi bir siyasetçi olabilmek için önce iyi bir insan olmak ve insanı sevmek gerekir

1977-1980 ve 2002-2007 yılları arasında Denizli Milletvekili olarak Meclis’te yer alan Mustafa Gazalcı, başta eğitim olmak üzere pek çok konuyu ülke gündemine taşıdı. Eğitimle ilgili çalışmalarını bugün de sürdüren Gazalcı, “Türkiye gerçekten ileri, çağdaş bir ülke olacaksa eğitimde niteliği yükseltmek durumundadır” diyor.

Söyleşi ve Fotoğraflar: Songül Baş

Siyaset ve eğitim… Bu iki sözcük yan yana kullanıldığında ilk akla gelen isimlerden biridir Mustafa Gazalcı. Öğretmen ve milletvekili kimlikleriyle yaşamı boyunca laik, çağdaş, bilimsel eğitimi savunan Gazalcı ile hayatının dönüm noktalarını, 1977-1980 ve 2002-2007 yılları arasındaki Meclis çalışmalarını ve siyaset yaparken nelere dikkat edilmesi gerektiğini konuştuk.
Mustafa Gazalcı’nın hayat yolculuğu 1945 yılında Denizli Güney’de başlıyor. İlkokulda okurken öğretmenlerine öyle hayranlık duyuyor ki “Ah, keşke ben de öğretmen olabilsem” diyor. Bu dileği kabul edilmiş olsa gerek, altı yıllık öğretmen okulunu kazandığında mutluluktan adeta havalara uçuyor. 1963 yılında Isparta Gönen Öğretmen Okulu’nu, 1966’da Balıkesir Necati Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’nü bitiriyor. 1966-1977 yılları arasında çeşitli okullarda öğretmenlik ve yöneticilik yapan Gazalcı, daha çağdaş bir eğitim ve öğrencilerin daha iyi yetişmesi için gecesini gündüzüne katarak çalışıyor. Bu sırada öğretmen örgütlerinde aktif faaliyetlerde bulunuyor. Biz de Varız isimli gazeteyi çıkarma, toplantı ve yürüyüşler düzenleme, yurt çapında genel boykot yapma derken “görülen lüzum üzerine” görev yeri sürekli değiştirilmeye başlıyor. Eğitime gönül vermesi ve mücadeleci bir ruha sahip olması nedeniyle yılmadan yoluna devam ettiğini belirten Gazalcı, o dönemlerde Tavas Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) ile Denizli Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) Şube Başkanlığı görevlerini üstleniyor. 1977 yılına gelindiğinde Mustafa Gazalcı’nın hayatında siyaset sayfası açılıyor. Gazalcı o günleri şöyle anlatıyor: “Bir eğitimci olarak yürüttüğüm çalışmalar ve görev yerimin değiştirilmesi nedeniyle verdiğim hukuksal mücadele devam ederken kimi öğretmen arkadaşlar, partililer siyasete girmemi ve yaklaşan seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) milletvekili aday adayı olmamı önerdi. İlk başta ‘Hiç böyle bir şey düşünmedim’ deyip geçiştirdim bu öneriyi. Ancak arkadaşlarım, aile çevrem, partililer ısrarlı olunca ben de siyasete girmeyi düşünmeye başladım. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nde halka hizmet etme ve Türkiye’nin içinde bulunduğu ortamda CHP saflarında demokrasi savaşımı verme isteğiyle milletvekili aday adayı oldum. Ön seçimin ardından 1977’de Denizli Milletvekili olarak Meclis’e geldim.” Read the rest of this entry »

HASAN ÂLİ YÜCEL VE ÖĞRETİM BİRLİĞİ

February 27th, 2015

Kurtuluş savaşı yeni bitmiş. Cumhuriyet henüz duyurulmamış. Mustafa Kemal, yeni devlet biçimiyle ilgili kendi düşüncelerini anlatmak, halkın görüşlerini toplamak için yurt gezisine çıkar.
Bu gezi sırasında 3 Şubat 1923 İzmir’e uğrar. Cumhuriyet daha duyurulmamıştır. Halka dayanan yeni çağdaş Türkiye’nin temelleri atılacaktır. Erkek Öğretmen Okulu’nda Türkçe ve Edebiyat öğretmenliği yapan ilk kez gördüğü Mustafa Kemal’li dinledikten sonra bir soru sorar:
“Yeni dönemde, yeni okulların yanında eskimiş (fosil duruma gelmiş) medreseler yaşatılacak mıdır?” Mustafa Kemal’in yanıtı kesin ve yalındır : “Milletimizin, memleketimizin okulları bir olmalıdır. Bütün memleket evladı kadın ve erkek aynı suretle oradan çıkmalıdır.”
Yaklaşık bir yıl sonra 3 Mart 1924 tarihinde Cumhuriyetin en büyük devrimlerinden biri gerçekleştirilir. Öğretim Birliği Yasası (Tevhid-i Tedrisat) çıkarılır. Bütün okullar Milli Eğitim Bakanlığına bağlanır, medreseler kaldırılır, bilimsel eğitim birliği getirilir.
Eğitim, dinsel etkilerden ayıklanarak bilimsel bir temele oturtulur. 1928’de getirilen yeni abece, karma eğitimle öğretim birliği pekiştirir.
1929 Dünya Ekonomik bunalımından sonra Mustafa Kemal 3 ay sürecek yeni bir yurt gezisine çıkar. Her bakanlıktan bir kişi görevlendirilir bu gezi için. Milli Eğitim Bakanlığı da 33 yaşındaki H. A. Yücel’i… Yolculuğa çıkacaklar 11 Kasım 1930 tarihinde Ankara Garı’nda toplanır. Mustafa Kemal, Hasan Âli Yücel’i görür görmez, “Sen bana İzmir’de Öğretim Birliğini soran öğretmendin değil mi” diye sorar.
Atatürk’ün 10 yıl aradan sonra unutmadığı Hasan Ali Yücel, bakanlığı sırasında ve bu görevden ayrıldıktan sonra yaptığı hizmetleriyle, öğretmenler ve Türk halkı için de unutulmayacaktı.
Atatürk döneminde, O’nun ölümünden hemen sonra 28 Aralık 1938 tarihinde Milli Eğitim Bakanı olan Hasan Âli Yücel Döneminde Öğretim Birliği Yasası ödünsüz uygulanır.
Yücel bakanlıktan ayrılırken 7 Ağustos 1947 tarihinde verdiği demeçte, “Göreve geldiğim gün ile görevden ayrıldığım şu an arasında öğretici ve öğrencileri birkaç misli artan ve gelişen büyük eğitim ailesine” mutlulukla veda ettiğini belirtmiştir. Sekiz yıla yaklaşan bakanlığı döneminde eğitim ve kültür yaşamımızın salt niceliği değil, niteliği de artmıştır. Soyyapıtların (klasiklerin) çevrilmesi, teknik eğitim, Köy Enstitüleri, dönemine göre özerk ve bilimsel çalışan üniversiteler ve güzel sanatların her alanındaki gelişmelerle gerçek bir aydınlanma yaşanmıştır.
40’lı yılların başında kültür ve aydınlanma hareketinin en yüksek noktasına ulaştığı ve uzun süre içerisinde gerçekleştirilmesi öngörülen planların yapıldığı bu dönemin en büyük özelliği dinamizmdir. Önce ülkenin gereksinimleri saptanmış, bir “imece” ortamı yaratılarak uzmanların katkısıyla başka ülkelerdeki yöntemler ve düzenlemeler incelenmiş, karşılaştırmalar yapılmış ve buna göre çözüm önerileri geliştirilmiştir.”
Elbette bilim ve öğretim birliğinden hiç sapmadan.
2 Mart 1942 tarihinde Birinci Kaymakamlık Kursu’nda yaptığı konuşmada Öğretim Birliğinin önemini belirtmiştir:
‘Öğretim Birliği Yasası eğitim kurumları olarak dini niteliği olan medreseleri yok ettiğine göre Cumhuriyet Devleti esasen din ile devleti ayırmış; dini sırf bireylerin vicdanlarına, duygularına bırakmış olduğu için Cumhuriyet, çocukların eğitiminde bilginin ahlak ve ahlakın bilgi kadar dini kaynaklardan ayırmış olarak verilmesini sağlamıştır. Bu itibarla Cumhuriyet okullarında devlet eliyle din eğitimi yapılamaz.
Cumhuriyet eğitiminin laik oluşu Türk ulusunun mezhep anlayışları bakımından çok önemlidir. … Devletin resmi eğitimi içerisinde ve nüfusumuzun üçte birine yakın bir bölümünün kabul etmediği şeyleri telkine ne hakkımız vardı? Bu nedenle Öğretim Birliği Yasası bir yönden tek bir elde eğitim ve kültür işini toplama ilkesi koyarken, mezhep yönünden önemli bir sorunu da çözmüş bulunuyordu.
… Mutlak suretle geleneğe bağlı olmadığımız için devrimciyiz. Öğretim Birliği işini yaparken yüzyıllardan beri sürüp gelen bir geleneği koparıp attık. Bizim anladığımız ulusçuluk gelenekçi olsaydı, örneğin harf değiştirilmesini yapamazdık. Laiklik fikri olmasaydı, Öğretim Birliği Yasasını çıkaramazdık, yani medreseleri kapatamazdık.”
Hasan Âli Yücel Milli Eğitim Bakanlığı’ndan ayrıldıktan sonra laiklikten, öğretim birliğinden ödünler verildi, 1950 iktidar değişikliğiyle bu ödünler arttı. 12 Eylül 1980 yönetimi “Türk- İslam” felsefesini eğitime taşıdılar.
1982 Anayasası’na ilk ve orta öğretim için din derslerinin zorunlu okutulmasını koydular. Milli Eğitim Bakanlığı merkez ve dış kadroları öğretim birliğine inanmayan insanlarla doldu. Atatürk ve Yücel döneminde parasız olan eğitim yavaş yavaş paralı duruma getirildi. Uzun savaşımlar sonucunda 1997 tarihinde yasalaşan Sekiz Yıllık Zorunlu İlköğretimin kesintisizliği Kuran Kursları Yönetmeliği’nde yapılan değişikliklerle bölündü. Bütün bunların doğal sonucu olarak eğitimin birliği de niteliği de bozuldu.
3 Kasım 2012’den beri tek başına iktidar olan AKP iktidarları, Milli Eğitim Temel Yasası’nı birçok kez değiştirerek, 2012’de 4+4+4 sistemini getirerek laik Türkiye Cumhuriyeti eğitimini dinselleştirmiş, Öğretim Birliğini temelli çiğnemiştir.
Anayasamıza göre devrim yasalarının başında sayılan Öğretim Birliği ne yazık ki bugün uygulanmamaktadır.
Eğitim ve kültür yaşamımıza büyük hizmetleri olan Öğretim Birliğini ödünsüz olarak uygulayan Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’i ölümünün 54. yılında saygıyla anıyoruz.

TÜRBANIN ORTAOKUL VE LİSELERDE SERBEST BIRAKILMASI

September 25th, 2014

Hükümetin 22 Eylül 2014 tarihinde yönetmeliği değiştirerek ortaokul ve liselerde bir oldubittiye getirip türbana serbestlik getirmesi kabul edilemez.
Bu değişiklikle amaç, laik Türkiye Cumhuriyeti eğitimini dinsel temele oturtmaktır.
2012 yılında getirilen 4+4+4 sistemiyle zaten 3. dörtte yani lisede açık öğretim yolu sağlanmıştı.
Örgün eğitim anlayışına aykırı olmakla birlikte, giyimde direten ailelerin çocukları isterlerse lisede açık öğretime ayrılarak başını örtüyordu.
Toplumsal bir istek olmadan, Anayasa, yasalar çiğnenerek 5. sınıftan başlayarak örtünmenin yolunun açılması eğitim barışını ortadan kaldıracaktır.
Bu kararla okullardaki zaten zedelenen laik eğitim iklimi bütünüyle değişecektir.
Başı açık öğrenciler, öğretmenler, veliler kendilerini baskı altında duyacaklardır.
16 Eylül’de AHİM’in zorunlu din derslerinin kaldırılması ile ilgili kararı uygulanmayı beklerken böyle bir karar alma, Türkiye’yi, AB ve çağdaş dünya ülkelerinden de ayıracaktır.
Bu yönetmelik değişikliği;
Anayasanın 174. maddesinde devrim yasalarının başında sayılan Öğretim Birliği (Tevhidi Tedrisat) yasasına,
Yine Anayasa’nın 42 maddesinde belirtilen “Eğitim ve öğretim çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre yapılır” anlayışına,
1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 11. maddesinde belirtilen “laiklik”, 12. maddesinde belirtilen “bilimsellik” ilkelerine,
1940’dan bu yana yapılan Milli Eğitim Şurası kararlarına,
Devlet olarak imzaladığımız temel eğitimin pozitif olmasını öngören İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 26., Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 28. maddelerine aykırıdır.
Konu ivedi olarak yargıya taşınmalı. Oldubitti kabul edilmemelidir.

TÜRBANIN ORTAOKUL VE LİSELERDE SERBEST BIRAKILMASI

September 25th, 2014

Hükümetin 22 Eylül 2014 tarihinde yönetmeliği değiştirerek ortaokul ve liselerde bir oldubittiye getirip türbana serbestlik getirmesi kabul edilemez.
Bu değişiklikle amaç, laik Türkiye Cumhuriyeti eğitimini dinsel temele oturtmaktır.
2012 yılında getirilen 4+4+4 sistemiyle zaten 3. dörtte yani lisede açık öğretim yolu sağlanmıştı.
Örgün eğitim anlayışına aykırı olmakla birlikte, giyimde direten ailelerin çocukları isterlerse lisede açık öğretime ayrılarak başını örtüyordu.
Toplumsal bir istek olmadan, Anayasa, yasalar çiğnenerek 5. sınıftan başlayarak örtünmenin yolunun açılması eğitim barışını ortadan kaldıracaktır.
Bu kararla okullardaki zaten zedelenen laik eğitim iklimi bütünüyle değişecektir.
Başı açık öğrenciler, öğretmenler, veliler kendilerini baskı altında duyacaklardır.
16 Eylül’de AHİM’in zorunlu din derslerinin kaldırılması ile ilgili kararı uygulanmayı beklerken böyle bir karar alma, Türkiye’yi, AB ve çağdaş dünya ülkelerinden de ayıracaktır.
Bu yönetmelik değişikliği;
Anayasanın 174. maddesinde devrim yasalarının başında sayılan Öğretim Birliği (Tevhidi Tedrisat) yasasına,
Yine Anayasa’nın 42 maddesinde belirtilen “Eğitim ve öğretim çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre yapılır” anlayışına,
1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 11. maddesinde belirtilen “laiklik”, 12. maddesinde belirtilen “bilimsellik” ilkelerine,
1940’dan bu yana yapılan Milli Eğitim Şurası kararlarına,
Devlet olarak imzaladığımız temel eğitimin pozitif olmasını öngören İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 26., Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 28. maddelerine aykırıdır.
Konu ivedi olarak yargıya taşınmalı. Oldubitti kabul edilmemelidir.
23 Eylül 2014

ÖĞRETMEN LİSELERİ KAPANMASIN

June 29th, 2014

Ülkeye, insana yararlı kurumları yozlaştırmakta, kapatmakta üzerimize yok. Varsa eksikleri giderilip geliştirileceğine, siyasi tepkilerle kapatılmış birçok kurum…
1954’te Köy Enstitüleri kapatıldı, 1974’te köy enstitülerinin yerine açılan öğretmen okulları liseye dönüştürüldü, bugün de bir oldubittiyle Anadolu öğretmen liselerini kapatıyorlar.
Bundan 166 yıl önce açılan ilk öğretmen okulunun adı tarihe karışıyor, öğretmenlik mesleğinin ortaöğretimle bağı koparılıyor, mesleğe bir büyük darbe daha vuruluyor.
4+4+4 yasasıyla imam hatip okullarının ortaokulları bile açılırken, insan yetiştiren bir mesleğin adı liselerden siliniyor.
Köy enstitüleri de, öğretmen okulları da ilkokula dayalı öğrenci alır, bir bakıma çekirdekten öğretmen yetiştirilirdi.
Bu okullara giren öğrencilerin büyük çoğunluğu yoksul halk çocuklarıydı. Yatılı Anadolu Öğretmen liselerinde de bu gelenek sürdü. Doğrudan geçiş olmasa bile eğitim fakültelerine küçük bir puan desteğiyle giriyordu Anadolu Lisesi çıkışlı öğrenciler.
Eğitimin temeli öğretmenliktir. Öğretmenlik ruhu öğretmen okulunda kazanılır. Bu okullar yok edilirse bu ruh da gider.
Köy enstitülerini, öğretmen okullarını kapatanların ülkeye, mesleğe yaptığı kötülük yıllardır unutulmuyor.
Her öğretmen okulu öğrencileri geçmiş anılarını yaşamak, arkadaşlarıyla özlem gidermek için yıldan yıla okullarında buluşur. Isparta Gönen buluşmaları da her yıl Haziran ayı sonunda yapılır.
21-22 Haziran 2014 tarihinde yapılan bu yılki “Kuru Fasulye” buluşmasına kapatma kararı damgasını vurdu.
Köy enstitülü ağabeylerimizin diktiği ulu çamların gölgesinde her zamanki gibi sazlar çalındı, türküler söylendi, halk oyunları oynandı. Köy enstitülüler, öğretmen okullular, Anadolu liseliler hep o okullarda öğretmenlik yapanlar, öğrenciler birbiriyle kucaklaştılar.
Gönen Öğretmen Okulları Mezunları Eğitim-Kültür Dayanışma Derneği, Gönen Öğretmen Lisesi Mezunları Eğitim ve Dayanışma Derneği, Isparta Yeni Kuşak Köy Enstitüler Derneği Şubesi temsilcileri, öteki konuşmacılar Anadolu Öğretmen Liselerinin kapatılmasına şiddetle karşı çıktılar.
Hemen oracıkta imzalar atıldı, Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’ya şu telgraf çekildi:
“Sn. Nabi Avcı,
Milli Eğitim Bakanı,
Biz Isparta Gönen Köy Enstitüsü, Öğretmen Okulu, Anadolu Öğretmen Lisesi mezunlarıyız.
Anadolu Öğretmen Liselerinin kapatılıp liseye dönüşmesini istemiyoruz.
Öğretmenlik nitelikli eğitimin temelidir.
166 yıllık bir meslek okulunun kapatılması size de tarihi bir sorumluluk yükler.
Bizler yatılı Anadolu Öğretmen liselerinin sayısının artırılarak Eğitim Fakültelerine geçiş kolaylığının sağlanmasını diliyoruz.
Sayın Bakan,
Anadolu Öğretmen Liselerinin kapatılmasından vazgeçin.
Bakanlığınızın öğretmen yetiştirmeyle bağını kesmeyin.
Karar düzeltilmezse öğretmenler olarak tepkimizi yükselteceğiz.
Saygılarımızla.”

Dünyanın hiçbir çağdaş ülkesinde eğitim bakanlığı, öğretmen yetiştirmeyle bağını kesmez. Siz de bindiğiniz dalı kesmeyin. Anadolu öğretmen liselerini kapatmayın. Eğer bu okulları kapatırsanız Bakanlığınızdaki Öğretmen Okulları Genel Müdürlüğü ne iş yapacaktır.
Tam tersine yatılı Anadolu Öğretmen Liselerinin sayısını artırın. 21 Köy enstitüsü yerleşkesinde bulunan Anadolu liselerinin yanına birer eğitim fakültesi ve uygulama okulu açın.
Öğretmen okullarını, liselerini kapatan değil, geliştiren bakan olarak anılın. Bu fırsat henüz geçmiş değil.
Yanlıştan dönmek erdemdir.
26 Haziran 2014, Cumhuriyet

Öğretmen Liselerine Kıymayın

June 14th, 2014

İlkokuldan sonra okumak için gidebileceğim tek kapı Isparta Gönen Öğretmen okuluydu.
O okula girmek, öğretmen olmak, birçok çocuk gibi en büyük düşümdü.
Bu yüzden yazılıdan sonra sözlü sınavı da kazanınca dünyalar benim oldu.
Köy enstitülülerin bin bir emekle yeşerttikleri yerlerden birinde açılan o okulda her şey çok güzeldi.
Eğitim, arkadaşlık…
Müzik, resim, beden eğitimi en önemli derslerdi.
Her türlü spor yapma olanağımız vardı.
Ders kitapları dışında bol bol şiir, öykü, roman okuyorduk.
Okul yönetimine katılmak için dernek seçimleri yapılıyordu.
Öğretmenler arkadaş gibiydi.
Köy enstitüleri kapanmasına karşın izleri, alışkanlıkları bir ölçüde sürüyordu.
İşliğimiz, müzikevimiz, her türlü spor alanımız, sınıf ve okul kitaplığımız, uygulama bahçelerimiz vardı.
Sınıf ve okul günleri yapıyorduk.
Son sınıfta iki ay köye staja gönderildik.
Öğrenciyken öğretmenliğe başladık.
Okulu bitirir bitirmez atamamız yapıldı.
***
Köy ve yoksul aile çocuklarının gidebildiği yatılı okullardı öğretmen okulları.
1974 yılında yanlış bir uygulamayla öğretmen lisesi yapıldı.
Şimdi de yeni bir yanlışla Anadolu öğretmen liseleri kapatılıyor.
Artık öğretmen okulları, Anadolu Öğretmen liseleri adında okullar olmayacak.
Sanki gizli bir el öğretmenlik mesleğini halktan uzaklaştırmak için öğretmen yetiştiren okullarla oynuyor.
Önce ilkokula, ortaokula dayalı öğretmen okullarını kapattılar, şimdi de öğretmen liselerini kapatıyorlar.
Kimse öğretmenin üniversite düzeyinde eğitim almasına karşı değil.
Karşı çıkılan öğretmen okullarının, liselerinin kapatılması.
Öğretmenlik ruhu ancak öğretmen okulunda kazanılır.
***
Diyoruz ki bir oldubittiyle Anadolu Öğretmen liseleri kapatılmasın.
Sosyal Bilimler, Fen ve Anadolu liseleri, ya da İmam Hatip liselerine dönüştürülmesin.
Tam tersine yatılı Anadolu öğretmen liselerinin sayıları artırılsın, bu okulları bitirenlerin eğitim fakültelerine girme kolaylığı getirilsin.
Bu okulların yanına özellikle 21 köy enstitüsü yerleşkesinde birer eğitim fakültesi ve uygulama ilkokulu açılsın.
Bu okullarda insan mimarı öğretmenlik mesleğinin ruhu ve alışkanlığı kazandırılsın.
***
Milli Eğitim Bakanı Sayın Nabi Avcı’ya soruyoruz.
Bakanlığınızda Öğretmen Okulları Genel Müdürlüğü var.
Bu okullar kapatılınca bu genel müdürlük ne iş yapacak?
Bu genel müdürlüğü de kapatacak mısınız?
Öğretmen eğitimiyle bakanlığın bütün ilişkisini kesecek misiniz?
Köylerde dün de ortaokul, lise yoktu bugün de yok.
Buralarda okuyan çocuklar ya yatılı okula giderek ya da taşınarak okuyor.
Öğretmen liseleri kaldırılırsa köy çocuğunun, yoksul aile çocuklarının yatılı imam hatipler dışında gidebileceği bir yer kalmıyor.
Sayın Bakan yanlış kararınızı bir kez daha gözden geçirin.
Özel okullara otel gibi yıldızlar verirken, devletin liselerini A,B gibi gruplara ayırırken, yeri göğü imam hatip okullarıyla doldurmuşken bari Anadolu öğretmen liselerine kıymayın.
mgazalci@gmail.com, www.gazalci.net

14 Haziran 2014, Yurt

Haydi Çocuklar İmam Hatibe…

June 7th, 2014

Ortaokullardan liselere geçiş bilmem kaçıncı kez yeniden değişti.
Kafalar yine karıştı.
Öğrenciler, veliler haklı olarak kaygılı.
Bakan değiştikçe sistem değişiyor.
Aynı partiden olmalarına karşın Hüseyin Çelik’in, Nimet Baş’ın, Ömer Dinçer’in döneminde liselere geçiş başkaydı.
Şimdiki bakan Nabi Avcı’nın ki de başka.
Her bakan kendi getirdiği sistemi övdü.
Tam bir yaz boz tahtası.
Ancak bu yazılan tahta değil, küçücük çocukların yürekleri, beyinleri…
Sınavdan, stresten çocukluklarını, gençliklerini yaşayamayan, ders dışı kitap okumaya, oynamaya zaman bulamayan çocuklarımız…
***
A grubu okullar, B grubu okul türleri tercihi derken bir de bakmışsınız ki çocuk istemediği bir okula kaydoluvermiş.
Tombaladan imam hatip okulu ya da alt yapısı olmayan meslek lisesi çıkmış.
Efendim sonradan boş yer olursa okulunu değiştirebilirsiniz.
Yeterince okul açılmıyorsa, okul yoksa çocuk nasıl yer değiştirecek?
Veliler, öğrenciler daha önce yaşadıklarına mı inansın, Milli Eğitim Bakanlığının tutulmayan sözlerine mi?
Geçen iki yılda yeterince genel lise olmadığı için çocuklar imam hatip ya da meslek lisesine kaydırılmadı mı?
Gelecek yıl da yaşanacak aynı şey.
Yoksa imam hatip okullarında okuyan öğrenci sayısı 70 binden 700 bine nasıl çıktı?
***
Eşit koşullarda yetişmeyen çocukların aynı ipten, aynı sınavdan geçirilmesi büyük bir haksızlık, adaletsizlik.
Devlet bu adaletsizliği gidereceği yerde getirdiği bu yerleştirme sistemiyle bunu perçinliyor.
İyi okullarda okuyan çocuklar sınırlı sayıdaki A grubundaki liselere yerleşecek.
Öte yandan binbir güçlük içinde, kalabalık sınıflarda okuyan çocuklara da imam hatip ya da meslek liseleri yolu gösterilecek.
Doğal olarak bu haksızlık üniversitelerde de sürecek. İyi liselerden nitelikli eğitim alan gençler iyi fakültelere, ötekiler açık öğretime ya da istemedikleri bir yüksek okula gidecek.
Cumhuriyetin getirdiği eğitimde fırsat eşitliği çoktan kayboldu.
Yeni sistemde paran varsa puana da gerek duymadan özel okula gidersin, olur biter.
***
Yeni düzenlemenin getirdiği bir başka yanlış da Anadolu öğretmen liselerinin kapatılmasıdır.
Öğretmen, eğitimin temel taşıdır.
Öğretmen yetiştiren eğitim fakültelerinin fidanlığı Anadolu öğretmen liseleri kaldırılıyor.
Siyasi nedenlerle imam hatip okullarına dokunamazken, öğretmenliğe giden Anadolu Öğretmen liselerini bir oldubittiyle kapatmak doğru değildir.
1974’te öğretmen okullarının, düz öğretmen liselerine dönüştürülmesi de yanlıştı.
O zaman adı kalmıştı ‘yadigâr’, şimdi o da kaldırılıyor.
***
Tam tersine yatılı Anadolu öğretmen liselerinin sayıları artırılmalıdır.
Yoksul halk çocuklarının öğretmen olma, okuma yolları kapatılmamalıdır.
Bu liseleri bitirenlerin eğitim fakültelerine girişleri kolaylaştırmalıdır.
Yapılmayacağını bile bile bir öneride bulunalım:
21 Köy enstitüleri yerlerindeki Anadolu Öğretmen Liseleri kapatılmasın, bu güzelim yerleşkelerde o ilin üniversitesinin eğitim fakültesi açılsın. Yanında birer uygulama okulu açılsın.
Hiç olmazsa bu yapılarak köy enstitülerine, öğretmenlik mesleğine bir darbe daha vurulmasın.
mgazalci@gmail.com, www.gazalci.net
7 Haziran 2014, Yurt

HASAN ÂLİ YÜCEL’İN HAZİNESİ

May 29th, 2014

Eğitim ve kültür tarihimizin yüz aklarından eski Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’in kitapları, Bilkent Üniversitesi’nde araştırmacıların, okurların hizmetine sunuldu.
Bu nedenle 16 Mayıs 2014’te Bilkent Merkez Kütüphane Sanat Galerisinde güzel bir açılış yapıldı.
Kısa bir tanıtım filminden sonra Bilkent Üniversitesi Kütüphane Müdürü Dr. David Thornton, Yücel’in torunu Âli Eronat, Prof. Talat Halman, Hacettepe Rektörü Prof. Dr. Abdullah Atalar birer konuşma yaptılar.
Âli Eronat, “Dedem aklı, bilimi, ahlakı rehber edindi. Burada ondan kalan ve ulusu ile paylaşmadığı belki de son nesne olan kütüphanesinin Bilkent Üniversitesinde halka açılması gururunu paylaşıyoruz” dedi.
İlk Kültür Bakanı Talat Halman da “En yaratıcı, en kültürlü bir insanın, Hasan Âli Yücel’in hazinesi bu” dedi konuşmasında.
Kimilerinin hazinesi ayakkabı kutularında, çelik kasalarda, yatak odalarında saklanan paralar…
Hasan Âli Yücel hazinesi ise raflardaki kitaplar…
***
Sanat Galerisi’nde Hasan Âli Yücel’in fotoğraflarından oluşan bir sergi düzenlenmiş.
Atatürk’le, İsmet İnönü’yle, yazarlarla, ailesiyle, köy enstitülü öğrencilerle tarlada, işlikte çekilmiş fotoğraflar…
Bir başka fotoğrafta, Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Emin Yurdakul ve İbnülemin Mahmut Kemal İnal’la birlikte.
Fotoğraftaki son kişiyi çıkaramadığımı anlayan Dr. Niyazi Altunya, “Osmanlı sarayında uzun yıllar hizmet etmiş bir kişi. Yücel ondan da yararlanmasını bilmiş” dedi.
Camlı bir masada Yücel’in diplomaları sergilenmiş.
***
Asıl kitaplık olarak düzenlenen yere giriyoruz.
Solda Yücel’in çalışma masası, duvarda Feyhaman Duran’ın Yücel portresinin tıpkıbasımı.
5 bin 973 kitap, 2 bin dergi, yaklaşık 8 bin kitap ve dergi.
Her kitap ve dergi usulüne uygun kayıtlanmış, raflara dizilmiş.
Kızı Canan Yücel Eronat, bu kitaplara gözü gibi bakardı. Keşke o da görseydi bu güzel günü.
Onunla birlikte dönemin TBMM Başkanı Hikmet Çetin’le görüşerek Yücel’in Meclis konuşmalarının kitap olmasını istemiştik.
Bu konuşmalar, iki cilt halinde 1999’da TBMM Kültür yayınlarından yayımlandı.
***
Canan Hanım, babasının kitaplarının çoğunun imzalı olduğunu söylemişti.
Raflara birlikte baktığımız yazar Osman Nuri Poyrazoğlu’na, “Keşke bir meraklı Yücel’e imzalanan kitaplardaki el yazısı sunuş yazılarını incelese, kim bilir ne ilginç şeyler çıkar ortaya” dedim.
Raflardan rastgele Reşat Nuri Güntekin’in “Akşam Güneşi”ni çektim. Gerçekten de imzalı.
Poyrazoğlu da Yakup Kadri Karasmanoğlu’nun “Anamın Kitabı”nı çekti. O da imzalı.
***
Bilkent Üniversitesi bu hazineyi çoğaltmalı.
Hasan Âli Yücel üzerine yazılmış bütün yazıları, kitapları da toplamalı.
Göreve geldiğinde Yücel’in adını anan Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Nabi Avcı ya da başka kuruluşlardan biri de gecikmiş de olsa, ailesiyle ilişki kurarak Yücel için bir müze kurmalı.
Mamak’taki konservatuar binası neden bir “Hasan Âli Yücel Kültür Merkezi ve Müzesi” olmasın?
Yeter ki istensin…
***
Yücel, Temmuz 1939’da düzenlediği 1. Maarif Şurası Kitabının içine 8 Mart 1954’te şu notu düşer:
‘Onbeş yıl sonra, bir gecenin sabaha karşısında gönlüm huzur ve iftihar ile dolu, bu cildi karıştırdım. ‘Benden sonra geleceklere bundan daha kıymetli ne verebilirim’ diye düşündüm. Olsa, olsa bu işleri yapmaya imkân veren milletime minnetimi.’ Yücel”
mgazalci@gmail.com, www.gazalci.net

24 Mayıs 2014, Yurt

Çağdaş Yaşamcı Gençlerle…

May 17th, 2014

8-11 Mayıs 2014 tarihleri arasında Alanya’da Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin (ÇYDD) Türkan Saylan 18. Gençlik Kurultayına katıldık.
İlçe merkezinden biraz uzakça bir otelde, 74 ilden gelen 226 çağdaş yaşamcı genç, çeşitli yönleriyle eğitimi tartıştılar.
Okul öncesini, 4+4+4’ü, üniversite’yi, sınav sistemini, eğitim ve kalkınma ilişkisini, engellilerin eğitimini, öğretmenliği…
İllerde, bölgelerde aynı konularda çalıştaylar, hazırlıklar yaparak gelmişlerdi bu kurultaya.
Üzerlerinde kurultayın adı yazılı beyaz ve mavi tişörtlü aydınlık yüzlü gençler…
Alanya şubesinin ev sahipliğinde gerçekleştiren gençlik kurultayına, genel merkez yöneticileriyle kimi şube başkanları katıldı.
***
ÇYDD Genel Başkanı Prof. Aysel Çelikel, genel merkez gençlik birimi sorumlusu Garip Başakçı, Alanya şube başkanı Nilgün Özcan açış konuşmalarının, kimi yöneticilerin genel merkez çalışmalarını kısaca açıklamalarının dışında gençlere, programa hiç karışılmadı.
Onlar, 4 gün süren kurultayda bütün işleri özgüvenle kendileri yönetti.
Sözcülerini, yöneticilerini demokratik olarak seçtiler.
Katılımcılığın en güzel örneğini verdiler.
Açılışta gençler adına Gönül Uzal, Alanya’dan Cahit Yamaç da kısa birer konuşma yaptı.
Gençler önce konu başlıklarının birer, ikişer masasını oluşturdular.
Her masada kızlı erkekli yaklaşık 20 kişi…
Çoğunun elinde birer bilgisayar, tablet vardı.
Karıncalar, arılar gibi çalıştılar.
Birbirinin sözünü kesmeden, söz alıp “arkadaşım” diyerek, özgürce konuştular.
***
Her masa önce konularıyla ilgili sorunları, var olan durumları saptadılar, tartıştılar, çözüm önerilerini ürettiler.
İkinci aşamada masalar bir araya gelerek önerilerini birleştiler.
Daha sonra da her öneriyi tek tek ele aldılar.
Din eğitimi ve anadilde eğitim konularını uzun uzun tartıştılar.
Sonra da demokratik biçimde oylayıp, karara vardılar.
Yakında raporlarını hazırlayıp ilgililere sunacaklar.
***
Kurultay’da Dr.Tülay Üstündağ, “Öğretmenlik Mesleği ve Türkiye’de Öğretmen Olmak”, Gülsün Kaya “Türkiye’de Eğitim Politikasına Genel Bir Bakış”, biz de “Köy Enstitülerinden 4+4+4”ebaşlıklı birer bildiri sunduk.
10 Mayıs günü Alanya’da Atatürk anıtına bir çelenk kondu.
Kısa bir ilçe gezisi yapıldı.
Alanya kalesi, Kızılkule ve Tersane gezildi.
Akşamları kısa eğlenceler düzenlendi.
Alanya ÇYDD gençlerinin engelli gençlerle dans gösterisi görülmeye değerdi.
***
Kuruluşunun 25. yılını kutlayan deneğin gençlerini dinledikçe, çalışmalarını yakından görünce Atatürk’ün Cumhuriyeti, bağımsızlığı gençliğe emanet etmekle ne denli doğru ve haklı karar verdiğine bir kez daha inandım.
İlçe turu yaparken Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Ankara’daki Danıştay’ın kuruluş yıldönümünde konuşan Baro Başkanı Metin Feyzioğlu’nun eleştirilerine dayanamayan ağza alınmaz sözler söyleyerek toplantıyı terk etmesini duyduk.
Ne kadar üzücü, bir Başbakan’ın eleştirilere, kendinden ayrı düşünceyi dile getirenlere dayanamaması.
Bir özerk kuruluşun başkanına, kendisini eleştirenlere ağır sözler etmesi.
Başbakan, eleştirilerin “edepsizlik” olduğu gerekçesiyle Cumhurbaşkanını bile dinlemeden ayağa fırlarken, çağdaş gençler en aykırı düşünceleri bile saygıyla dinliyordu.
Devlet adamları gençlere örnek olacakken, gençler onlara örnek oluyor.
19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramının 95. yılında özgürlük, çağdaşlık, aydınlık yolunda yürüyen, geleceğimizin güvencesi geçlere selam olsun.
mgazalci@gmail.com, www.gazalci.net

Not: 13 Mayıs 2014 tarihinde Manisa Soma’da yaşamını yitiren maden işçileri herkesi yasa boğdu. Ölenlerin yakınlarına, emek dünyasına başsağlığı diliyoruz. Bu acılardan ders alınıp kalıcı önlemler alınmasını bekliyoruz.
17 Mayıs 2014, Yurt

Kısır Döngüden Çıkmak

May 12th, 2014

30 Mart 2014 yerel seçimleri üzerine değerlendirmeler sürüyor.
Neden böyle oldu?
Bunca yolsuzluğa, rüşvete, yalana, dolana karşın AKP bu sonucu nasıl aldı?
***
Türkiye Barış Davası’ndan hapishane arkadaşım, dostum Aykut Göker, Cumhuriyet Bilim Teknoloji dergisinde bu sorulara yanıt verebilecek “AKP’nin Gerçekte Başardığı Ne?” başlığıyla iki yazı yazdı.
Aykut’un özellikle ikinci yazısı, eğitimle, kültürle ilgili olduğu için sizinle paylaşmak istiyorum.
***
Söz Aykut Göker’in:
“Baştan söyleyeyim; toplumun niceliksel olarak büyük bir kesimini mevcut kültür düzeyinde tutabilmeyi ve o kültürü yeniden üretmeyi başarma konusunda R.T. Erdoğan ve kadroları ilk değildir. Aslında Erdoğan ve kadroları da kendinden önce aynı beceriyi göstermiş olanların eseridir.
Cumhuriyet Türkiye’sinin Osmanlı İmparatorluğu’ndan, eğitim kurumlarının yeterli olmadığı, yeterli yaygınlığa ulaşmadığı, cehaletin ve dinsel dogmanın kol gezdiği bir toplum devraldığı bir gerçektir.
Nüfusunun ezici çoğunluğu köyde genç Cumhuriyet’in eğitimdeki bir avuç öncü kadrosu, bunun içindir ki, cehaletin kırsal kesimden başlayarak üstesinden gelmesini sağlayacak özgün bir eğitim kurumu yaratmıştı: Köy Enstitüleri…
Ama ne yazık ki, Köy Enstitülerinde yakılan ışıklar, 1940’ların ikinci yarısında köreltilmiş ve 50’li yıllarda bütünüyle söndürülmüştür. Yeniden karanlığa mahkûm edilenler ilk bakışta yalnız kırsal kesimin insanlarıymış gibi görülebilir ama bu bir yanılsamadır. Çünkü 50’li yıllarda başlayan köyden kente göç dalgasının yol açtığı büyük toplumsal altüst oluşta, kırsal kesim, baş başa bırakıldığı o büyük karanlığını da kendisiyle birlikte kentlerin varoşlarına taşımıştır. Ve o insanlar, zaman içinde, köy yaşamının kendi doğasından kaynaklanan her türlü değer yargısından da koparak kendi varoş kültürlerini üretme yoluna girmişlerdir.
Ama bu kültürel dönüşüm kendi haline bırakılmamıştır. Varoşları kendi çıkarları için denetimleri altında tutmak isteyenler, kullanabilecekleri en etkin aracın ne olduğunun farkındadırlar. Bu araç, Osmanlıdan topluma miras kalan dinsel dogmadır. Onun içindir ki, bir yandan köy enstitülerin ışığı köreltilip karartılırken öte yandan eğitimde dinsel dogmayı esas alan bir okullaşma süreci de başlatmıştır.
…Ne var ki bu amaçla eğitim sistemine müdahale ederek sürmesini sağladıkları din tabanlı kültür doğrudan siyasi İslâm’ı besler hale geldi; dayandıkları kitleler kendi siyasi /dini önderlerini yarattı.
O önderler, şimdi de geldikleri kültürün ve inançların gereği olarak iktidarlarını mutlaklaştırmanın, kalıcılaştırmanın peşindeler. Ve bunu da hangi toplumsal kültüre dayanarak başarabileceklerinin bilincindeler. Kendilerini yaratan kültürü kent merkezlerine doğru genişleterek yeniden üretiyorlar. Ve bunu beceriyorlar.” (1)
***
Sevgili Aykut Göker’in çözümlemesi böyle. Her iki yazının bütününü okumak gerekir.
Bir bilim insanı olarak tarihsel süreç içinde ülkenin genel durum ve görünümünü (manzarai umumiyesini) anlatıyor bize.
Ancak koşullar ne olursa olsun içine düşürüldüğümüz durum, 1919’dan daha kötü değildir.
Önemli olan doğru çözümlemeden sonra, bu kısır döngüyü değiştirecek siyasal iradeyi ortaya koymak, oyunu bozup çıkış yolunu göstermektir.
Cumhuriyetin kültürünü, çağdaşlaşmayı yeniden yaratmaktır.
Elbette bu bilim insanlarının, herkesin olduğu kadar, öncelikle siyasilerin işidir.
mgazalci3@gmail.com, www.gazalci.net

1)Yazıların bütünü için, Aykut Göker, Cumhuriyet Bilim Teknoloji.
(s:1413-1415). hhtp//www.inovasyon.org.
10 Mayıs 2014, Yurt

Geleceğimizin Güvencesi Çocuklar…

May 3rd, 2014

Son günlerde sık sık kuyuya, havuza düşen, işkenceyle canına kıyılan çocukların acısını yaşıyoruz.
Çocuklarımızın bırakın doğru dürüst eğitilmesini, onların devlet olarak, toplum olarak canlarını bile koruyamıyoruz.
Gizem’in (6), Umut’un (9), daha öncekilerin acı sonu hepimizi, sorumluları, yenilerini yaşamamak düşündürmeli…
İvedi yeni önlemler almaya götürmeli.
Biz bu yazımızda acıları bir ölçüde azaltmak için, olanak verilirse çevresine ışık saçan, geleceğe güvenle bakmamızı sağlayan çocuklardan söz edeceğiz.
***
23 Nisan 2014 akşamı, Ankara Arena Spor Salonu çoğu çocuk hınca hınç insan dolu…
Ulusal Egemenlik Çocuk Bayramı nedeniyle yılın en büyük çocuk konseri var.
Devlet Opera Balesi (DOB), TRT, Doğuş Grubu, NTV radyo bu konseri birlikte düzenlemişler.
İlkokul ikinci sınıf öğrencisi torunum Nil, TRT çocuk korosunda aylardır çalışıyor.
Sabah onu ve arkadaşlarını Yenimahalle Nasrettin Hoca İlkokulu’nun büyük emekle hazırlanmış etkinliklerinde izledik, akşam da bu konserde izleyeceğiz.
Nil gibi yüzlerce çocuk bu konserde görev almış.
Kimisi senfoni orkestrasında, kimisi dansta, kimisi koroda…
***
Orkestra şefi Rengim Gökmen, iyi bir şef olduğu kadar izleyicilerle de çok iyi diyalog kuran biri. Arada yaptığı kısa açıklamalar büyük alkış alıyor.
Aynı zamanda Devlet Opera ve Bale Genel Müdürlüğü ve Cumhurbaşkanı Senfoni Orkestrası Direktörlüğü de yapıyor.
Başarılı sanatçı Tan Sağtürk ara ara dans ediyor.
O dans ederken çocuklar çıkıyor sahneye.
Üç beş, on değil yüzlerce çocuk dans ediyor…
Koronun, dansın müziğin eşsiz uyumu coşkuyu yükseltiyor.
Havada balonlar, insanların sevinç çığlıkları uçuşuyor…
***
Yerli ve yabancı sanatçıların yapıtları dans gruplarının eşliğinde çalınıp söyleniyor.
“Beethoven’in 7. senfonisi de, Aşık Veysel’in “Uzun İnce Bir Yoldayım”ı da, Ulvi Cemal Erkin’in “Köçekçe”si de, Barış Manço’nun “Bugün Bayram” şarkısı da, Katibim türküsü de aynı coşkuyla alkışlanıyor.
Atam izindeyiz derken çocukların, izleyenlerin coşkusu yeri göğü inletiyor.
Tam bir çocuk bahçesi…
Bu güzel gecenin nice emekle oluştuğunu düşünüyoruz.
Eğitmenlerin, yöneticilerin, tasarımcıların, çocukların sabırlı, disiplinli, bilinçli çalışmaları…
Olanak verilirse çocukların, gençlerin neler yaratabileceklerini bir kez daha görüyoruz.
***
Son yıllarda 23 Nisan kutlu doğum haftası etkinlikleriyle gölgelenmeye çalışıldı.
Ulusal bayramlar yasak savar gibi kutlanmaya başladı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 25 Nisan 2014 tarihinde İstanbul’da bir kutlu doğum etkinliğinde, kendisine 12 yıllık Başbakanlık döneminde neyi yaptığının sorulması halinde, “Öyle sanıyorum ki, İmam-Hatip okullarına yeniden can suyu vermiş olmak şerefi yetecek” dedi.
Bir Başbakan düşünün ki 12 yıllık görev süresinde en büyük eserini, yaptığı işi imam hatiplere can suyu vermek olarak özetliyor.
Atatürk, “Cumhuriyeti” kurmakla, İsmet İnönü, “demokrasiye” geçmekle mutluluk duyarlardı.
Recep Tayyip Erdoğan da “göz bebeği” saydığı imam hatip okullarına can suyu vermekle, bütün okulları imam hatibe çevirmekle övünüyor.
Nereden nereye?
***
Yılın en büyük çocuk konserini düzenleyen, görev alan herkesi, özellikle çocuklarımızı kutlarız.
Yalnız onları değil, kendilerine armağan edilen 23 Nisanı okullarında, Anıtkabirde coşkuyla kutlayan bütün çocuklarımızın gözlerinden öpüyoruz.
Aydınlık Türkiye’nin güvencesi sizsiniz. mgazalci@gmail.com, www.gazalci.net
3 Mayıs 2014, Yurt

Köy Enstitülerine Duyulan Özlem…

April 26th, 2014

Çayyolu Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Şubesi, 16 Nisan 2014 tarihinde Ankara’da bir alışveriş merkezinde köy enstitüleri üzerine etkinlik düzenledi.
Savaştepe Köy Enstitüsü’nü bitirmiş İbrahim Belek’in enstitüleri anlatan sergisi önünde Dr. Alper Akçam’la birer konuşma yaptık.
***
20 Nisan Pazar günü de bir köyde kutladık köy enstitülerini.
Bursa Nilüfer Misi köyünde.
Hem de açıkhava tiyatrosunda.
Nilüfer çayının kıyısında, ulu çınarların gölgesinde…
Köylüler, köy enstitülüler, üniversite gençleri, çocuklar…
Tam köy enstitüsü ruhuna uygun bir 17 Nisan bayramı kutlaması oldu.
***
Törende Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Bursa Şubesi Başkanı Fevzi Topçuoğlu, Kars Cılavuz’u bitirmiş Zekeriye Bulut, Prof. Sina Akşit, CHP’li Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey ve ben birer konuşma yaptık.
Uludağ Üniversitesi çok sesli korosu marşlar söyledi.
Özellikle köy enstitülerinde dillerden düşmeyen “Ziraat Marşı” genel istek üzerine iki kez söylendi.
“Sürer eker biçeriz güvenip ötesine
Milletin her kazancı milletin sesine.
Biz ulusal varlığın temeliyiz köküyüz,
Biz bu yurdun efendisi köylüyüz.”
Behçet Kemal Çağlar’ın yazdığı, Adnan Saygun’un bestelediği marşa köy enstitülülerin candan katılımı görülmeğe değerdi.
“Toplandık baş çiftçinin Atatürk’ün sesine”, “Kafa dinç, el nasırlı, gönül rahat, alın ak” deyince yer gök inledi.
Üniversitenin halk oyunları ekibi coşkuyla alkışlandı.
Köy enstitülerinde hep birlikte oynanan halk oyunları, müzik okulu, çevreyi canlandırırdı.
Her öğrenci mandolin, saz, akordeon gibi en az bir müzik aletini çalardı.
***

Şu duruma bakın.
Kuruluşunun 74, yıkılışının üzerinden 60 yıl geçmesine karşın köy enstitüleri kentlerde, köylerde özlemle, coşkuyla anılıp, kutlanıyor.
Başkentin göbeğinde büyük bir alışveriş merkezinde, Bursa’da bir köyde…
Eğitim örgütlerinde, üniversitelerde, belediyelerde, ilçede hemen her yerde, hatta yurtdışında etkinlikler düzenleniyor.
Üzerinde konuşulup yazılıyor. Bayram havasında kutlamalar oluyor.
***
İnsanlar bu yoğun kutlamalarla “Biz köy enstitülerindeki gibi bir eğitim istiyoruz” diyorlar.
Köy enstitüleri yerine konan eğitim sisteminden, hele AKP’nin getirdiği 4+4+4 sisteminden hoşnut olmadıklarını söylüyorlar.
Ezberci, paralı, sınava boğulmuş bir eğitim sisteminin “bir süs” olmaktan öteye gidemediğini yaşayarak görüyorlar.
Köy enstitüleri sistemine kıyılmasaydı ülkenin bugün bambaşka, gelişmiş bir ülke olacağını düşünüyorlar.
Buna içtenlikle inanıyorlar.
Bunun için köy enstitüleri gibi üretimle, sanatla “insanı insan eden” nitelikli bir eğitimi özlüyorlar…
26 Mayıs 2014, Yurt
mgazalci@gmail.com, www.gazalci.net

Aydınlık Türkiye Hazırlığı…

April 21st, 2014

Her yıl 17 Nisan Köy Enstitüleri kutlamaları için birçok arkadaşım gibi ben de yollara düşerim.
Bu yıl da Denizli, Ankara’da kimi programlara katıldık yarın da Prof. Sina Akşin’le birlikte Bursa’da olacağız.
Denizli Pamukkale’de 12-13 Nisan’da Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) bir çalıştay düzenledi.
Çalıştaya Denizli, Muğla, Aydın il ve ilçe şubeleri yöneticileri ile gençler katıldı.
Gençler bütün yönleriyle eğitim sistemini, bu arada köy enstitülerini tartıştılar.
Biz de dershaneci öğretmen Zihni Karaçay ile birlikte gençlerin sunumlarını ve tartışmalarını izledik.
Konuşmalara fazla karışmadan arada bir düşüncemizi söyledik.
***
ÇYDD üyesi gençlerin çoğu üniversite öğrencisi.
Büyük bir özgüvenle konuları ele alıp kendi aralarında özgürce tartıştılar.
Okul öncesini, 4+4+4’ü, engellilerin eğitimini, üniversiteleri, öğretmen yetiştirmeyi, köy enstitülerini konuştular.
Kısa zamanda bu kadar çok konu başlığının ele alınmasının doğru olup olmadığını sordum.
“Bu ilk toplantı, önümüzdeki günlerde başka yerlerde de toplanıp tartışacağız. Mayıs başında Alanya’da yapılacak 18. Gençlik Kurultayı’nda uzmanlarla aynı konuları ele alacağız” dediler.
***
Onlara köy enstitülerinde öğrencilerin üretim içinde nasıl öğrendiklerini anlatmaya çalıştım.
Öğretmenin bir konuyu ezbere anlatması yerine iş içinde iş aracılığıyla iş için eğitim verildiğini…
Özgür okumalarını, eleştirilerini, eğlencelerini…
***
ÇYDD gençleri de tam köy enstitülerindeki gibi olmasa da onların yolunda yarının aydınlık Türkiye’sinde söz sahibi olmak için hazırlanıyorlar.
Gençler olarak biz de varız diyorlar.
Daha önce Anayasa konusunda görüşlerini TBMM’de ilgililere bildirmişler, şimdi eğitimle sistemi ile ilgili görüşlerini oluşturup TBMM’ye ve kamuoyuna sunmak istiyorlar.
Derneğin kurucu başkanı rahmetli Türkan Saylan ve arkadaşları aydınlık Türkiye’nin örnek öncüleriydi.
Bıkmadan, yılmadan baskılara aldırmadan ÇYDD çatısı altında kadınları, gençleri örgütlediler.
Yüzlerce, binlerce gence destek olup onların çağdaş eğitimden geçmesini sağladılar.
***
Bugün de iktidarın baskılarına aldırmadan dernek genel başkanı Sayın Aysel Çelikel ve arkadaşları aydınlanma savaşımını sürdürüyorlar.
Denizli’deki çalıştayda tanıdığım Genel Merkez yöneticisi, Av. Olcay Ekinci de büyük bir içtenlikle “Sanatla karanlıkları yeneceğiz” diyor.
Denizli Şube Başkanı Ümran Aygün arkadaşlarıyla, gençlerle birlikte bir şeyler yapmak için çırpınıp duruyor.
Başka şube yöneticileri de kendi bölgelerinde uğraşıyorlar.
***
Köy enstitüleri, üretici eğitim yoluyla yeni bir insan yeni bir toplum, canlanmış, bir Türkiye yaratma sistemiydi.
On yıl içinde, bu sistemde yer alan öğrenciler, öğretmenler, eğitmenler, usta eğiticiler, yöneticiler canla başla çalışarak imece yöntemiyle büyük bir başarılar elde ettiler.
Ürettiler, yazdılar, çizdiler…
Çıkarı bozulan dış ve iç karanlık güçler asılsız karalamalarla bu güzelim kurumları yıktılar.
Yerine konan sistemle, 4+4+4’le eğitimin getirildiği nokta ortada.
Bu sistem içinde kaybolmayan gelecek için hazırlık yapan çağdaş yaşamcı gençler hepimize umur veriyor.
mgazalci@gmail.com, www.gazalci.net

19 Nisan 2014, Yurt

‘İleri Demokrasi, Daima Eğitim’ Yalanı…

April 14th, 2014

AKP yönetimi 30 Mart Yerel Seçimlerinden önce hemen her gün birçok gazeteye tam sayfa duyurular verdi.
O duyurulara göre her şey tozpembe.
Ülkede işler tıkırında, demokrasi ileri!
Bütün bunlara kendi yurttaşlarının bir bölümünü inandırsan bile elin oğlu inanmıyor.
Daha doğrusu bilimsel veriler AKP duyurularına, söylediklerine uymuyor.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü OECD ve AB 2014 raporuna göre yüzden fazla uzman 41 ülkeyi değerlendiriyor, demokrasi alanında Türkiye 41’inci; yani sonuncu oluyor. Politik başarıda 39’uncu, ekonomide 23’üncü sırada yer alıyor.
***
AKP’nin gerçekleri sürekli çarpıttığı alanlardan biri de eğitim.
10 Mart 2014 tarihinde kimi gazetelere verdiği “Önce Eğitim Daima Eğitim” duyurusunda şunlar yazılı:
“Otel konforunda yeni yurtlar yaptık.”
“Modern okullar inşa ettik.”
“4+4+4 reformuyla eğitimde köklü değişiklikler yaptık. Zorunlu eğitimi 12 yıla çıkardık.”
Oysa tıpkı demokraside sınıfta kaldığı gibi Türkiye eğitim alanında da dökülüyor.
Aralık 2013 OECD, Uluslararası Öğrenci Değerlendirme (PISA) sonucuna göre Türkiye 65 ülke içinde 44. sırada.
***
İktidar bu değerlendirmelerden ders alıp eksikleri gidereceğine, sürekli halka bardağın dolu yanı göstererek gerçekleri gizliyor.
Laik Cumhuriyet eğitimini, öğretim birliğini ortadan kaldıran 4+4+4 ucubesini bile reform diye gösteriyor.
***
Eğitimdeki çöküşe çözüm olarak ortaöğretimde mescit açmak için yönetmelik değişikliği yetmedi, şimdi de ilkokullara mescit açmaya çalışıyor.
Ankara Etimesgut İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün ilkokulları da kapsamak üzere, okullara gönderdiği şu yazıda;
“Okullarımızda bay bayan mescidi düzenlemesi hususunda hassasiyet ve özveri gösterilmesi” isteniyor.
Sözde velilerden böyle bir istek varmış.
Hem de ilkokullarda.
Kim inanır buna?
Veliler çocuklarının sağlıklı fiziki koşullarda, nitelikli eğitimden geçmesini, okulu bitirince başarılı olmasını, iş bulmasını ister.
Yeterli sınıfı, laboratuarı, kitaplığı olmayan okullarda öncelik mescit değil, fiziki koşulların düzeltilmesi, öğretmen eksikliğinin giderilerek niteliğin yükseltilmesi olmalıdır.
***
Eğitimin içinde bulunduğu acıklı durum yalnız yabancılar tarafından değil, Devlet İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yayımladığı Nisan 2013 verilerinde de açıkça görülüyor.
Türkiye’de 15 yaş üzeri eğitim durumuna göre nüfus dağılımı şöyle:
Okuma yazma bilmeyen 2 milyon 784 bin 257 (yüzde 5), okuma yazma bilen fakat bir okul bitirmeyen 3 milyon 784 bin 667 (yüzde 7) insanımız var.
İlkokul mezunu sayımız; 15 milyon 220 bin 28 (yüzde 28).
2 milyon 849 bin 999 (yüzde 5) ortaokul veya dengi okul mezunumuz, 12 milyon 96 bin 830 (yüzde 22) lise veya dengi okul mezunumuz var.
Yüksekokul veya fakülte mezunlarının sayısı 5 milyon 913 bin 187 (yüzde 11) , Yüksek lisans mezunu 416 bin 741 (yüzde 1), doktora mezunu ise 122 bin 619. Oran ise yüzde 0 düzeyinde.”
İşte AKP’nin sürekli şişindiği, ileri demokrasi ve daima eğitim dediği tablo bu.
mgazalci@gmail.com.tr, www.gazalci.net

12 Nisan 2014

Buyurun Önergeyi Siz Verin…

April 6th, 2014

30 Mart 2014 seçimlerinde baskılı, yasaklı, hileli, yalanlı bir kampanya yaşandı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, sanki iktidarda değilmiş, elini kolunu bağlayan varmış gibi gerginlik üzerine yaptı seçim konuşmalarını.
Hesap vereceği yerde hesap soran bir havası vardı.
Bunu bilerek yaptı.
Savunma yerine saldırıya geçti.
Gerçekleri çarpıttı.
***
İşte buna bir örnek:
Başbakan 12 Mart 2014 tarihinde Siirt’te yaptığı mitingde her yerde olduğu gibi yine CHP ve cemaate çatmış.
Kimi tanıdıklar soluk soluğa telefon etti:
“Başbakan senin adını verdi” diye.
Şaşırdım Başbakan benden niye söz eder ki…
Sonra internetten gerçeği öğrendim.
2005 yılında aralarında Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun da bulunduğu 69 milletvekili ile birlikte Fethullah Gülen okullarıyla ilgili verdiğimiz bir TBMM araştırma önergesinden söz etmiş.
Başbakan demeye getiriyor ki o zaman CHP, cemaat okullarının laikliğe aykırı eğitim yapıp yapmadığının araştırılmasını istiyordu, bugünse dayanışma içindeler.
Aklı sıra CHP’yi güç duruma bırakacak.
Oysa o zaman önergemize karşı çıkan, gündeme alınmasını engelleyen AKP’ydi, kendisiydi.
***
TBMM’ye verdiğimiz önerge kısaca şöyle:
“Kamuoyunda Fethullah Gülen okulları olarak bilinen, yurt içinde ve dışında her aşamada öğretim yapan, okulların sayısının yaklaşık 500, bu okullarda çalışan öğretmenlerin sayısının ise 10.000 olduğu belirtilmektedir.
Yine, aynı zincire bağlı olarak çeşitli okullara hazırlamak için ülke düzeyine yayılmış yüzlerce dershane, binlerce öğrencinin barındığı yurtlar olduğu bilinmektedir.
Bu durum eğitim alanında kamu gücünden sonra ülkemizin belki de dünyanın en büyük örgütlenmesidir.
Bu okullar, dershaneler ve yurtlarla ilgili birbirinden farklı yorumlar, tutumlar vardır. Kimileri yazılarıyla bu kuruluşları övüp, başarılı bulmaktadır. Kimileri de yazılarıyla, kitaplarıyla bu kuruluşların laikliğe ve öğretim birliğine aykırı eğitim yaptığını belirtmiş, Fethullah Gülen tarikatının, buralarda militanlar yetiştirerek, devlette kadrolaşmayı amaçladığını ileri sürmüştür.
Fethullah Gülen’e bağlı okullarla ilgili yurt dışındaki yetkililerin de farklı tutumları vardır. Bir ülke, laikliğe aykırı eğitim yapıldığı gerekçesiyle ülkesindeki bu okulları kapatmıştır. Başka bir büyük ülkenin başkanı da, bu okullarla ilgili kaygılarını belirtmiştir.
Fethullah Gülen’e bağlı okul, dershane ve yurtlarda, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanununda öngörülen, öğre¬tim birliği içinde laik, bilimsel bir eğitim yapılmakta mıdır?
Anayasamızın 42. maddesinde “Eğitim ve öğretim, Ata¬türk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz” diye belirtilen esaslara bu kuruluşlar uymakta mıdır? İlköğretimden üniversiteye kadar yüzlerce okulun yapımı, binlerce öğretmenin aylığı hangi kaynaktan karşılanmaktadır?” ***
Türkiye Büyük Millet Meclisine bu önerge verileli 9 yılı geçti.
Bu süre içerisinde Fethullah Gülen okullarının, o okullarda çalışan öğretmenlerin arttı. Cemaat başka alanlarda AKP’nin kollarında büyüdü.
Bizim görüşümüz bugün de aynı.
Bu okulların Anayasaya, Milli Eğitim Temel Kanunu’na uygun eğitim yapıp yapmadığının araştırılmasını istiyoruz.
AKP’nin bugün TBMM’de çoğunluğu var.
Eğer içtense benzer bir önerge verebilir.
Meclis Araştırma komisyonu kurabilir.
Öyle “inlerine gireceğiz” gibi hukuk devletine yakışmayan söylemlerle değil, demokratik yollardan bunu yapabilir.
5 Nisan 2014, Yurt
mgazalci@gmail.com, www.gazalci.net

Yeni Bir Başlangıç İçin…

March 29th, 2014

Denizli Özay Gönlüm Alanı saatlerdir bekleyen coşkulu insanlarla dolu.
Yağan yağmura aldırmadan gelincik tarlaları gibi sallanıyor kalabalık.
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Siz işi bitirmişsiniz, söz veriyorum bir daha buraya Başbakan olarak geleceğim” diye başladı sözlerine.
“Başçalan bana dava açmış, niye hırsız diyorum diye. Ben demiyorum. Bak alanları görüyorsun” deyince, alandakiler hep bir ağızdan “Hırsız, hırsız” diye tempo tutmaya başladılar.
“Bahar temizliği yapar gibi 30 Martta siyasi kirliliği temizleyin.
Bu seçimlerde 2,5 milyon genç ilk kez oy kullanacak.
Hiçbir genç yurtsuz kalmayacak.
Hiçbir çocuk yatağına aç yatmayacak.
Mazot 1,5 lira olacak.
Gençlere, kadınlara, halka güveniyorum” dedi Kılıçdaroğlu.
***
Kalabalıklar içinde ayakkabı kutuları sallayanlar var.
Kimileri de yazdığı yazıları ısrarla gösteriyor:
“Kendi irademle, kendi paramla geldim.”
“Söyle halkın Kemal’i ne olacak bu tütüncünün hali?”
“Paraları sıfırladın, kuşu kafese kapattın, ya vicdanını ne yapacaksın?” diye yazmış bir başkası.
“Elimin hamuruyla her şeye varım. Hırsızlık hariç” demiş bir kadın.
“Son tiviti sandığa atacağız.”
***
Denizli Büyükşehir Belediye Başkan adayı Av. Kazım Arslan kısa bir konuşma yaptı.
İlçe belediye başkanı adayları sahneye çağrıldı.
Islıklar, bağrışmalar, bayraklar…
Televizyonlar, gazeteler paranın gücünü gösterse bile, alanların dili başka şey söylüyor gibi.
Sanki 1977 ve 1989’un değişim, yeni başlangıç rüzgârı esiyor…
Gezip gördüğüm yerlerde bir değişim isteği var.
Altmış yıldır solun kazanmadığı Tavas’ta bile otuz yıldır ilçede doktorluk yapan, sevilip sayılan Dr. Hürriyet Akın umut veriyor.
Bu seçimde özellikle kadınlar canla başla çalıştılar.
Bozkurt’ta Birsen Çelik’i başkan seçtirmek için kapı kapı dolaştılar.
Hemen her yerde onlar gösterişsiz çalıştılar.
Başarı olursa en büyük pay en büyük acı, sıkıntı çeken kadınların olacak.
***
Arada bir televizyonda dinliyorum.
Hiçbir şey olmamış gibi suçluların telaşı içinde bağırıyor, çağırıyor Başbakan…
Cemaate, CHP’ye, gençlere, herkese çatıyor.
17 Aralıktan hiç söz etmiyor.
Yasakları savunuyor.
Don Kişot’un yel değirmenlerine saldırışı gibi Twitter’ı yasaklıyor.
Yanıt Ankara 15. İdare Mahkemesi’nden geliyor:
Twitter’ın kapatılması ‘ifade ve iletişim özgürlüğünü kısıtladığı için’ yürütmeyi durduruyor.
Arkasından YouTube erişilme yasağı geldi.
***
Karayı ak diye savunmak.
Özgürlük yerine yasakları uygulamak.
Savaş komplosu kurmak.
Böyle bir anlayışla ülke yönetilemez.
***
Yarın 30 Mart 2014 Pazar, yerel seçimler için sandık başındayız.
Yeni bir başlangıç yapabilmek için oylarımızı bölmeden kullanacağımız zaman geldi.
Ölen gençlerin, baskıların, düzmece mahkemelerin, yokluğun, yolsuzluğun hesabını oylarımızla sorma zamanı.
4+4+4’le bozulan Cumhuriyet eğitimini, yeniden bilimsel, üretici temeline oturtma zamanı.
Savaş yerine barışı, baskı yerine özgürlüğü tek adam yerine çoğulculuğu, demokrasiyi seçme zamanı.

28 Mart 2014, Yurt