TASLAKLA ORTAYA ÇIKAN…

07 May 2012

TASLAKLA ORTAYA ÇIKAN…
Mustafa Gazalcı
AKP iktidarı kendi dünya görüşüne göre bir eğitim yaratmak için 3 Kasım 2002’de iş başına geldikten sonra birçok yasa, yönetmelik değiştirdi.
Özellikle atama yönetmeliğini birçok kez değiştirerek partizanca kadrolaştı.
Bütün bunlar yetmedi, Kanun Hükmündeki Kararnamelerle Milli Eğitim Bakanlığı Teşkilat Yasasını değiştirdi.
En son 30 Mart 2012 tarihinde dayatmayla, öğretim birliğini kaldıran, içinde bir sürü sakıncalar taşıyan 4+4+4 yasasını getirdi.
***
Şimdi de bu yasal değişiklikleri, 4+4+4 kalıbını daha rahat uygulayabilmek için “Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği”ni tümden değiştiriyor.
Öngörülen yönetmelik taslağına göre önemli değişikliklerin kimileri şöyle:
. Atatürk ilke ve devrimlerine göre yurttaşlar yetiştirme amacı kaldırılacak.
. Liselerde ders saati süresi 45 dakikadan 40 dakikaya inecek.
. Devamsızlık 30 günden 45 güne çıkacak.
. Genel liselerden imam hatip liselerine geçiş kolaylaşacak, sanki yokmuş gibi imama hatip liselerinden mescitler açılacak.
. “Kuranı Kerim” ve “Peygamberin Yaşamı” dersleri için sınıf açmada 10 kişi olan sayı 8’e inecek.
. Liseye devam ederken isterse öğrenci evlenebilecek.
. Puanları çok iyi olanlar liseyi bir yıl önce bitirebilecek.
. Güzel sanatlar ve spor liseleri dışındaki liselerde müzik, beden eğitimi ve görsel sanatlar dersleri notla değerlendirilmeyecek.
. Değerlendirmede 45 puan üstü alanlarla, dört ve daha az dersten başarısız olanlar da bir üst sınıfa geçebilecek.
***
Her ne kadar kamuoyundan gelen tepkiler üzerine Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, kendisinin oluru alınmadan taslağın tartışmaya açıldığını, ortada bir kararın olmadığını belirtse de sonuç üç aşağı beş yukarı aynı olacaktır.
Buradaki değişiklikler AKP’nin son 10 yıldır eğitimi dinselleştirme ve son olarak çıkardığı 4+4+4 kalıbına uygundur.
Bakarsınız bir süre sonra kamuoyu konuyu unutup, okullar tatile girdiğinde yönetmelik sessizce yürürlüğe giriverir.
***
Taslaktaki değişiklikler zaten kısa olan eğitim süresini daha da azaltmakta, devamsızlığı artırmaktadır. Değişikliklerle bütün liseler imam hatip liselerine benzetilmeye çalışılmaktadır. Lisede evliliğe göz yumulmaktadır. Resim, müzik, beden eğitimi gibi dersler önemsizleştirilmektedir. Kalabalık sınıflar, ikili eğitim gibi sorunlar sürerken “Kuranı Kerim”, “Peygamberin Yaşamı” gibi seçmeli derslerinin açılması için kolaylıklar, teşvikler getirilmektedir.
***
Ortaöğretim eğitimin önemli bir aşamasıdır. Orada verilen eğitim yükseköğretimi ve yaşamı etkiler.
AKP, son olarak hazırladığı “Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği” taslağında görüldüğü gibi laik, Cumhuriyet eğitimini kendi dünya görüşüne göre yapılandırmaya devam ediyor.
Eğer bunlar engellenemezse acısını ileride çocuklar, gençler ve bütün ülke çekecektir.
5 Mayıs 2012
Yurt Gazetesi

İLKSAN’IN KURTULUŞU

07 May 2012

İLKSAN’IN KURTULUŞU
Mustafa Gazalcı
mgazalci@gmail.com, gazalci.net
İLKSAN size neyi çağrıştırıyor?
Rüşveti, yolsuzluğu mu? Dayanışmayı, örgütlenmeyi mi? Yoksa her ikisini mi?
İLKSAN 1943 yılında, bundan 69 yıl önce “İlkokul Öğretmenleri Sağlık ve Sosyal Yardım Sandığı” olarak 4357 sayılı yasayla kuruldu.
Köy Enstitüsü sisteminin bir parçası olarak…
En uzak köylerde “gökte yıldız gibi, yurdumuzu ışıtan” ilkokul öğretmenlerinin dayanışması için…
1949 yılında kurulan Emekli Sandığı’ndan bile eski bir kuruluş.
İlkokul öğretmenlerinin aylıklarından yapılan her ay yüzde 2’lik kesintiyle geçmişte üyelerine destek olmuş, tüketim pazarlarıyla hizmet vermiş bir kuruluş.
***
Ya bugünkü durumu…
Bugün Milli Eğitim Bakanlığının güdümünde, yaklaşık 300 bin üyenin aylığından her ay zorunlu yüzde 2 (30-35 Tl) kesintiye karşın zarar ediyor. Varlığıyla yokluğu belli değil.
Nasıl getirildi bu acıklı duruma, bir de kısaca ona bakalım:
İLKSAN ana sözleşmesi demokratik olmayan bir anlayışla 12 Eylül 1980 sonrasında değiştirildi. Öğretmenlerin yönetime etkin katılımları engellendi; adaylar veto edildi; amacından uzaklaştırılarak yeni kurulan şirketler aracılığıyla araba ve arsa ticaretine girişildi. Personel alımında, araba dağıtımında, arsaların alınıp satılmasında kayırmalar oldu.
Kimi iş adamlarına sandık aracılığıyla kredi verildi. Sayın Süleyman Demirel’in “verdimse ben verdim” sözünü o günleri yaşayanlar anımsar.
***
Yolsuzlukları saptayan raporlar hasıraltı edilince 1995 yılında Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi yolsuzluğa bulaşmış 22 sanığa, 3 ile 9 yıl 9 ay arasında değişen cezalar verdi.
Ancak bunca olaya, haksızlığa, yolsuzluğa, mahkeme kararına karşın İLKSAN’ın ana sözleşmesi demokratikleştirilmedi.
***
3 Kasım 2002 Genel Seçimleri’nden sonra TBMM’ye girince TÖB-DER malları ve İLKSAN konusunda iki klasör hazırlayarak Başbakan Yardımcısı Sayın Ertuğrul Yalçınbayır’ı makamında ziyaret ettim. Durumu bütün ayrıntılarıyla anlatmaya çalıştım.
Özenle dinleyen Yalçınbayır konuyu o zamanki Başbakan Abdullah Gül’e aktaracağını söyledi.
Bir süre bekledim, ses soluk çıkmadı, aynı konuda soru önergeleri ve araştırma önergeleri verdim.
Ne yazık ki ne TÖB-DER malları geri verildi, ne İLKSAN’ın ana tüzüğü demokratikleştirildi.
AKP yaklaşık on yıldır onca uyarıya karşın bu konularda en küçük bir adım atmadı. 12 Eylülle hesaplaşma sözleri havada kalıyor.
***
Köy Enstitülerinin 72. kuruluş yıldönümü kutlamaları için bu yıl Eğitim-Sen’in çağrılısı olarak Kayseri ve Alanya’ya gittik.
Her iki yerde de öğretmenler İLKSAN seçimleri için okulları dolaşıyordu.
Bugün her ilde İLKSAN delegeleri seçimleri var.
Tabanda oy kullanacak üyelere iş düşüyor.
Sandığın tüzüğünü demokratikleştirecek, bataktan, iktidarın gölgesinden kurtaracak, aralarında kadınların da olduğu yeni yöneticilere gereksinim var.
Kanımızca sandığın dağıtılmasından çok yeniden yapılandırarak canlandırılması gerekir.
Bunun için bölünmeden öğretmenin gücünü göstermesi gerekir. Sandığına
sahip çıkması için sandıkta bilinçli oy kullanma zamanı.
Yoksa 4 yıl sonra sandık daha da kötü olabilir.
28 Nisan 2012
Yurt Gazetesi

26 April 2012

KÖY ENSTİTÜLERİ
VE BAŞBAKANIN ÇELİŞKİLERİ
Mustafa Gazalcı
Her 17 Nisanda adı konmamış bir eğitim bayramı yaşarız.
İsmail Hakkı Tonguç’la birlikte köy enstitülerinin kurucusu Hasan Âli Yücel bir yazısında şöyle diyor:
“17 Nisan bir bayramın tarihidir. Unutulmuş, hattâ hatıra geldikçe hafızalardan çıkarılmak istenmiş bir bayramın tarihi… bir tarih ki, her yerden silinse bile tarihin taş bağrına hakkolunmuştur, bir tarih ki, ne kadar meçhul bırakılmak istenirse istensin, gelecek onu bütün incelikleriyle bilecektir.” (F.O. Bayır, Köyün Gücü s:226)
Birçok yerli ve yabancı, köy enstitülerinin önemini, inceliklerini öğrenmesine karşın kimileri anlamamakta direniyor.
***
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, birçok konuda yaptığı gibi köy enstitüleriyle ilgili de çelişik, yanlış şeyler söylüyor.
11 Eylül 2003 tarihinde televizyonda yaptığı “Ulusa Sesleniş” konuşmasının bir yerinde “Yalnız Türk eğitim tarihi bakımından değil, dünya eğitim tarihi bakımından da çok orijinal bir girişim olan köy enstitüleri uygulamalarının bilimsel bir analize tabi tutulmalarını ve deneyiminden, bugün, özellikle, bilişim ve genetik tarım teknolojilerinin eksen alınarak, biz nasıl yararlanabiliriz diye araştırılmasını istedim.” dedi.
***
Yazılı bir soru önergesiyle Sayın Başbakana sorduk; ne oldu, böyle bir söz vermiştiniz, ders kitapları, programlar değişiyor, köy enstitülerinden, oralardan çıkan yazarlardan yararlanıyor musunuz; 17 Nisanın bayram olması için 97 milletvekiliyle birlikte verdiğimiz yasa önerisini benimsiyor musunuz, diye.
O zamanki Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Başbakan adına 23.6.2006 tarihinde verdiği yanıtta soruları yuvarlak sözlerle geçiştirerek “Çok sayıda resmi gün ve hafta olduğundan 17 Nisan’ın ‘Eğitim Bayramı’ ilan edilmesini öneren söz konusu kanun teklifinin yasalaşmasının uygun olmadığı görüşündeyiz” dedi.
***
Başbakan, 23 Kasım 2010 tarihinde TBMM’de yaptığı grup konuşmasında da şunları söylüyor:
“CHP’nin tarihi boyunca eğitimle ilgili tek faaliyeti ve tek tartışma konusu şekil olmuştur, kılık, kıyafet olmuştur, yasaklar olmuştur. Eğitim enstitüleri (köy enstitüleri demek istiyor) nostaljisiyle yatıp kalkan CHP, oradaki tek tip insan yetiştirme hülyasından başka eğitime ilişkin hiçbir hayal kuramamıştır, bugün de aynı hayaldedir onu da söyleyeyim.”
İktidara geldiğinde ulusa açıkladığı, söz verdiği bir konuyu, aradan 7 yıl geçtikten sonra unutuyor, kuruluşların adını bile karıştırıyor.
***
Cumhuriyetin eğitim anlayışını kökünden değiştiren, öğretim birliğini yok eden 4+4+4 kesintili eğitim yasasını savunurken de Başbakan, şubat ve mart aylarında partisinin grup toplantılarında köy enstitülerine talihsiz sözlerle saldırdı.
Özgür, üretici insan yetiştiren bu kurumları “formatlanmış” eğitim yapmakla suçladı.
Başbakan gerçeklerle değil, kendi sözleriyle bile çelişiyor.
Ne yapılırsa yapılsın, köy enstitüleri unutturulamayacaktır.
İzleri günümüze kadar sürüp gelen Cumhuriyetin bu başarılı eğitim kurumlarının inceliklerini yeni kuşaklar öğrenmeyi sürdürecektir.
21 Nisan 2012, YURT Gazetesi

4+4+4’LE GELEN DERT…

07 April 2012

4+4+4’LE GELEN DERT…
HER ŞEYE KARŞIN NE YAPILABİLİR?
Mustafa Gazalcı
Elim bir türlü eğitimin başka bir sorununu yazmaya gitmiyor çünkü aklım sürekli ülkenin temel eğitim yasasını kökünden değiştiren yasada.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan neredeyse zil takıp oynayacak, 3 Nisan 2012 tarihinde grup toplantısında yaptığı konuşmada “Ezanın dönüşü kadar muhteşem” bir yasa demiş 4+4+4 için.
Başbakanın ezanın dönüşü dediği, sanki ezan yasaklanmış da okunmasına yeniden izin verilmesi değil. 1950’de Demokrat Parti iktidara geldiği zaman 1933’ten beri Türkçe okunan ezanın Arapçayla da okunmasını da yasayla sağlamıştı. Başbakan ona gönderme yapıyor, tıpkı 4+4+4’ü çarpıttığı gibi bu olayı da yanlış anlatıyor.
***
Yasayla ilgili hangi söylediği doğru ki…
Örneğin sürekli 28 Şubat’ın son izini sildik, tarih yazdık deyip duruyor.
Ne yazık ki, bu yasayla Cumhuriyet’in temeli olan eğitim- öğretim birliği silinmiştir. Başarılı 8 yıllık kesintisiz eğitim ortadan kaldırılmıştır.
28 Şubat, 12 yıllık zorunlu eğitim bahanedir.
Olumlu bir tarih yazmak bir yana, Meclisteki çoğunluğuna dayanıp tarihsel bir suç işlenmiştir bize göre.
***
Şimdiden okullarda okutulacak Kuran derslerine öğrencilerin başörtülü mü, abdestli mi girip girmeyeceği tartışılmaya başlandı bile.
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, öğrencilerin abdest alma zorunluluğu yok ama örtünebilirler derken, TBMM Milli Eğitim Komisyonu üyesi AKP’li Fikri Işık, “Kuran okumak için gereken neyse o yapılacak” buyurmuş.
Bütün ölçütler dinsel. Kuran kursunda, Camide olması gerekenler okul için tartışılıyor.
Düzenleme daha Resmi Gazete’de bile yayınlanmadan Manisa Turgutlu Gazi İlköğretim okulunda yaşananlar ortada. Din dersi öğretmeni okul müdüründen de izin alarak sarıklı imam Caferi Bayram Dalga’yı okula çağırarak ders verdiriyor.
***
Ne var bunda demeyin. Dinin, Kuran’ın öğrenileceği, yaşanacağı yer evdir, camidir. Okullarda ise bilimsel eğitim yapılır. Cami ile okul birbirine karıştırılmıştır bu düzenlemeyle.
Bilimsel, laik bir eğitimse din etkisinden uzak verilen bir eğitimdir.
Dinsel ve bilimsel eğitimi aynı anda verirseniz bunun adı Osmanlıdaki gibi çatallı bir eğitim olur.
Tanzimat’tan sonra bu denendi, olmadı. Ülkeyi yıkıma götürdü.
Cumhuriyet medrese ve okul ikiliğine son verdi.
***
Şimdi 4+4+4 yasasıyla yeniden bu tarihsel yanılgıya düşülüyor.
Okullarda hem de temel eğitimde dinsel-bilimsel iki programlı eğitim yapılacak. Bir yandan din, Kuran okutulurken bir yanda da fen, bilim okutulacak. Bu sistem başarılı olmaz.
Çocuklarımızı, dünya çocuklarıyla yarışacak aydınlık geleceğe taşımaz.
***
Bu durumda ne yapmalı?
Hukuksal hak arama sonuna değin sürerken öğretmenlere, ana-babalar da çok iş düşüyor.
İktidarın niyeti boşa çıkarılmalıdır.
İlkokula göndermede çocuğun yaşında üst sınıra ulaşması beklenmeli. Seçmeli dersler konusunda olabildiğince çevre baskısından uzak durulmalıdır. İkinci ve üçüncü aşamalarda çocukları arkadaşlarından, okulundan koparmamalıdır.
Kısaca çocuklar korunmalı, aklın, bilimin ışığında onların gelecekleriyle ilgili kararlarını kendilerinin vermesi sağlanmalıdır.

Not: Türkiye Barış Davası’ndan hapishane arkadaşım gazeteci Hüseyin Baş’ı, geçen hafta yitirmenin acısı var içimde. Onun derin insan sevgisini, yüzünde hiç eksik olmayan çocuksu gülümsemesini, düşündüren, güldüren esprilerini hiç unutmayacağım. M.G.

7 Nisan 2012
Yurt Gazetesi

04 April 2012

ÖLÜ DOĞAN YASA: 4+4+4
Mustafa Gazalcı

Bir ülkenin temel eğitim yasası copla, yumrukla, biber gazıyla geliyor.
Komisyonda milletvekiline yumruk atılıyor, alanlarda öğretmenler
coplanıyor.
Eleştirilere, önerilere iktidarın kulakları sağır. Yüzlerce kilometre
yaparak Ankara’ya gelenler konuşturulmuyor. İleri demokrasi adına bir araya gelip görüş açıklamaları engelleniyor.
Sabahlara kadar TBMM çalıştırılıyor. Karanlıkta, her şey tam anlaşılmadan, çarpıtmalarla, içtüzük oyunlarıyla, polis copuyla bir şeyler kaçırılıyor.
Ülkenin zorunlu eğitimle ilgili en temel yasası, “temel yasa” kısıtlamasına sokularak, yeterince konuşulması, önerge verilmesi engellenerek yasalaştırılıyor.

***
Bu yasa ölü doğmuştur.
Coplanan, yüzüne biber gazı sıkılan, yolu kesilen öğretmen nasıl bu yasaya göre barış içinde eğitim yapacak, hiç düşündünüz mü?
Tarihin akışına ters düşen, bireyi, toplumu geriye götüren yasalar uzun süre ayakta kalamaz.
Akıl, bilim, hukuk, barış, uzlaşma er geç egemen olacaktır.
***
Devlet olarak altında imzamız bulunan Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne aykırı bir yasadır bu. Bu yasada çocuğun iradesi dışlanmaktadır.
Bu yasa önerisinde çocuğun görüşü alınmamıştır.
Çocuğun bedensel ve ruhsal gelişimi göz önüne alınmamıştır. O eğilip bükülecek bir “ağaç” kabul edilmiştir. Kalıplara dökülecek birer kurşun asker.
Bunları yaparken bilimin, aklın değil, dinsel inançların belirleyici olduğu ortadadır.
Bu yasa önerisinde öğretmenin görüşü alınmamıştır. Görüş bildiren öğretmen dövülmüştür.
***
Bu yasayla öğretim birliği çiğnenmiştir.
“Esneklik”, “demokratiklik” gibi kavramların arkasına sığınarak bilimsel bütünlük bozulmuştur.
Artık bundan sonra ülkenin eğitimi tıpkı Osmanlı İmparatorluğundaki gibi çatallı (bilimsel-dinsel) eğitim olacaktır.
Zorunlu eğitimi 12 yıla çıkarma adı altında çocuklar ancak dört yıllık birlikte bir eğitim göreceklerdir. Onun da ilk yılı oyunla, okul öncesi eğitim programıyla geçecektir.
***
Bu yasanın gerekçesi yalan üzerine kurulmuştur.
“28 Şubat’ın izlerini siliyoruz” diyerek başarıyla uygulanan 8 yıllık kesintisiz eğitim yok edilmiştir.

8 yıllık kesintisiz eğitim için verilen demokratik savaşım göz ardı edilmiştir. Bu yasanın okullaşma oranını artırdığı ortadayken bir “felaket” yasası olarak gösterilmiştir.
Yaklaşık 15 yıldır uygulanan kesintisiz 8 yıllık eğitim, bir baskı ya da dayatmaymış gibi sunulmuştur.
***
Teklifin perşembe günü TBMM Genel Kurulu’nda yapılan görüşmeleri sırasında deyim yerindeyse, cin şişeden çıkmıştır.
AKP, asıl niyetinin ne olduğunu verdiği bir önergeyle ortaya koymuştur. Hem imam hatiplerin orta kısımlarının açılacağı, hem de Kur’an-ı Kerim ve Hz. Muhammed’in hayatının seçmeli ders olacağı, yasa metnine konuldu. Böylece iktidarın meslek okulu deyince imam hatipleri, seçmeli ders denilince de dini dersleri anladığı ortaya çıkmış oldu. Dikkat ederseniz bu dersler yalnızca imam hatiplerde değil, bütün ortaokul ve liselere getirildi. Laikliğin ruhuna el Fatiha!
***

Yapılan bu değişiklikten sonra teklifin anayasaya aykırılığı kesinleşmiştir. Yasanın ölü doğduğu kesindir.
Yaşamın dinamikliğini, tarihin akışını 4+4+4 kalıplarıyla durdurmak olanaksızdır. Bugün dışlanan, dövülen öğrenciler, öğretmenler, Tandoğan’da haykıran on binlerce gencin sesi er geç duyulacaktır.
Unutmayın, kalem-kılıç kavgasında hep kalemdir yenen.
1 Nisan 2012
Yurt Gazetesi

DELİ GÖMLEĞİ: 4+4+4

24 March 2012

DELİ GÖMLEĞİ: 4+4+4
Mustafa Gazalcı

AKP’nin 4+4+4 kalıbı çıktı çıkalı çeşitli değerlendirmeler yapılıyor.
Çağrılı olduğum kimi toplantılara ben de katıldım.
3 Mart 2012’de Ankara’da CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun yönetiminde Sheraton Ankara Otelde yapılan toplantıda konuyu uzmanlarıyla değerlendirdik.
Aynı gün Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, ADD, Eğitim İş şubeleri ve Tepebaşı Belediyesi’nin Eskişehir’de ortaklaşa düzenlediği oturumlarda konuyu “3 Mart Devrim Yasaları” yönünden ele aldık.
9 Mart 2012’de Başkent Üniversitesinde “Öğretim Birliği ve 4+4+4’ü” konuştuk.
10 Mart 2012’de Eğitim-Sen Ankara Kent Otel’de siyasi parti ve demokratik kitle örgüt temsilcileriyle yapılan forumda bulunduk.
16 Mart 2012’de İzmir Foça Belediyesi, Aydın Ortaklar Öğretmen Okulu Adabelenliler Derneği’nin Foça’da birlikte düzenlediği toplantıda konuyu tartıştık.
***
Bütün bu toplantılarda konuşmacılar, 4+4+4 ile ilgili kaygılarını dile getirdiler :
Son yılların kazanımı olan 8 yıllık kesintisiz eğitimin ortadan kalkacağını, eğitimde bir geri dönüş yaşanacağını vurguladılar.
60 ayın ilkokula başlamak için çok erken olduğunu, ilk dörtten sonra 9-10 yaşında seçmeli derslerle mesleğe yönlendirmenin yanlış olduğunu, ikinci dörtten sonra açık öğretime fırsat vermenin zorunlu temel eğitimle bağdaşmadığını belirttiler.
Kısaca, bu önerinin eğitimsel, bilimsel bir içerik taşımadığı, tam tersine eğitimi daha çok dinselleştireceği, fırsat ve olanak eşitliğinden uzaklaştıracağı, çocuk sömürüsüne yol açacağı, eğitimin bilimsel program bütünlüğünü, niteliğini daha da bozacağı konusunda görüş birliğine vardılar.
***
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın partisinin grup toplantılarında yaptığı konuşmalarda konuyu inatla çarpıttığı gözlerden kaçmadı.
Eksiklerine karşın okullaşma oranlarını artırdığı ortada olan 8 yıllık kesintisiz eğitimi “Bir felakettir. 28 Şubat tarafından tankla, topla getirilmiştir. Kademeli eğitimle 28 Şubat’ın son izlerini de sileceğiz” (6 Mart 2012) sözleri gerçekleri yansıtmıyor.
8 yıllık eğitim ülkenin yaklaşık 40 yıl verdiği bir sivil savaşım sonucunda yasalaşmıştır. 28 Şubat’ın da bunu benimsemesi, gerçeği değiştirmez.
“Köy enstitülerini de düşünerek “1940’lı yıllarda kışla mantığıyla, tek tip formatlama bir eğitim vardı. Kuran kursları, camiler kapatıldı, kitaplar yakıldı” sözleri de öyle.
İnsanın “Atma Recep din kardeşiyiz!” diyesi geliyor.
Nerede kitaplar yakıldı, camiler kapandı bilen var mı?
1940’lı yıllar eğitim ve kültür yönünden altın yıllardır. Köy enstitüleri konusunda çelişkili açıklamaları da yaşamla, gerçekle bağdaşmıyor.
***
Öğretmenler öneriye karşı “Karanlığa teslim olmayacağız” diye seslerini yükseltiyorlar.
Muhalefetteki siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri, tümü olmasa bile ciddi eğitim fakülteleri, uzmanlar, aklı başında olan herkes çocuklarımızın geleceğini karartan 4+4+4 kalıbına karşı çıkıyorlar.
Bir yanda AKP ve yandaşları öte yanda geniş bir toplum kesimi.
Çocuklara hakları, iradeleri hiçe sayılarak zorla, inatla bir deli gömleği giydirilmek isteniyor.
Bu üç parçalı gömlek bu bedene, bu ruha zorla da olsa olmuyor, olmayacak.
24 Mart 2012
YURT Gazetesi

ÖĞRETMEN VE ÖĞRENCİYE SORULMADAN…

19 March 2012

ÖĞRETMEN VE ÖĞRENCİYE SORULMADAN…
Mustafa Gazalcı
Ülkenin gündemine bomba gibi düşen AKP’nin verdiği 4+4+4 diye anılan eğitimle ilgili yasa önerisi kavga dövüş, 11 Mart 2012 Pazar günü TBMM Milli Eğitim Komisyonu’ndan geçirildi. Daha doğrusu kurnazlıkla, kaba güçle bir oldubittiye getirildi.
Mızrak çuvala sığmayınca da şimdi kuyuya atılan taş çıkarılmaya çalışılıyor.
***
Çocuklara, gençlere uygulanacak bu düzenleme için onlara siz ne düşünüyorsunuz, diyen yok. AKP çocuğun, gencin ayrı bir kişilik olduğunu, geleceği hakkında kararı kendilerinin vermesi gerektiğini kabul etmiyor bir türlü.
***
AKP’nin düzenlemelerine göre ailesi isterse, çocuğu ayağa kalkıp yürümeye başladı mı, yaş sınırı kaldırıldığına göre Kuran kurslarına, oradan 60 ayı doldurdu mu ilkokula, 9-10 yaşında da imam hatip ortaokuluna, 14 yaşında da okuldan ayırıp açık öğretime gönderebilecek.
Bunun adı, Başbakana, Milli Eğitim Bakanına göre eğitimde “esnekleşme”, “demokratikleştirme”, “reform” olacak.
Öyle esnek ki çocuğa Türkçeyi tam öğrenmeden, Arapça, Osmanlıca, Kürtçe, İngilizce öğretilecek. 8. sınıftan sonra çıraklığa, işçiliğe gidebilecek, evliliğe yönelebilecek.
***
Eğitimin iki temel ayağı vardır: Öğrenci ve öğretmen.
Bunlar olmadan en güzel binaları yaptırsanız, en iyi tablet bilgisayarları verseniz de eğitim yapılamaz.
Öğrenci, parasız eğitim isterse, saçını kestirip protesto ederse, yanında yumurta, elinde pankart taşırsa en ağır biçimde cezalandırılıyor.
Celal Bayar Üniversitesi’nde olduğu gibi rektörle tartışırsa okulla işliği kesiliyor.
Hani nerede özgürlük, nerede demokrasi? Anayasa, Milli Eğitim Temel Yasası, Öğretim Birliği Yasası? Nerede Çocuk Hakları Sözleşmesi, ILO ilkeleri?
***
16 Martta, Öğretmen Okulları’nın 164. yıldönümünü kutladık.
On yıllık AKP iktidarında sözleşmeli öğretmenlik uygulamalarıyla meslek yaralandı.
Gerçekler iktidarın çizdiği pembe tabloya uymuyor:
Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) raporuna göre Türkiye nitelikli öğretmen açığında birinci. On okuldan 8’inde öğretmen açığı var. Aynı kuruluşun 2009 TALIS raporunda da Türkiye öğretmen açığında birinciydi.
Mersin Mv. Ali Rıza Öztürk’ün soru önergesine verilen yanıta göre; 2011-2012 öğretim yılında, ilköğretim okullarında 6 bin 953, ortaöğretimde bin 484 olmak üzere 8 bin 437 okulda ikili öğretimle, 10 bin 413 ilköğretim okulunda birleştirilmiş sınıfla, 4 bin 6 şubede 50’nin üzerinde öğrenciyle eğitim yapılmaktadır. Ayrıca,108 bin 502 öğretmene gereksinim var.
Yüz binlerce öğretmen adayı da yıllardır atanmadan evinde bekletiliyor.
Un var, şeker var, helva yapan yok.
***
4+4+4 ile ilgili öneride iktidar, kendisine yakın bir sendika dışında öğretmen örgütlerinin isteklerine kulak tıkadı. Onlar her şeye karşın önerinin geri çekilmesi için demokratik eylemlerini sürdürüyorlar.
Bir kez daha yineleyelim, öğretmene, öğrenciye, uzmanlara sorulmadan ülkenin temel eğitimi düzenlenemez.
“Zorla güzellik olmaz”, olsa da sürekli olmaz, barış getirmez.
17 Mart 2012 YURT Gazetesi

MUSTAFA GAZALCI’NIN 4+4+4 İLE İLGİLİ BASIN DUYURUSUDUR.

11 March 2012

MUSTAFA GAZALCI’NIN 4+4+4 İLE İLGİLİ BASIN DUYURUSUDUR.
(4+4+4 adı altında sunulan 12 yıllık temel eğitimin 12 sakıncası)

Zorunlu temel eğitimi 4+4+4 diye bölen yasa önerisi hem eğitimsel hem de bilimsel birçok sakıncalar taşımaktadır. Yeterli hazırlık yapılmadan, eğitim tarihimiz ve dünyadaki gelişmeler izlenmeden verilen bu önerinin eğitimle ilgili sakıncaları şunlardır:

Bilimsel Bütünlük Bozulmaktadır
1) Öneri kademeli bir görüntüsü adı altında temel eğitimin bilimsel bütünlüğünü bozmaktadır. İlk 4’ten sonra seçmeli dersler ve imam hatiplerin ortaokulları ile bilimsel ve dinsel ikilik başlatılmaktadır. Bu durum Anayasaya,(md 42,174) Milli Eğitim Temel Yasasına, Öğretim Birliği’ne aykırı olduğu gibi dünyadaki uygulamalarla da çelişmektedir.

8 Yıllık Kesintisiz Eğitim Yok Ediliyor
2) Başta 8 Yıllık kesintisiz eğitim olmak üzere, eğitimde kazanılmış hakları geriye götürmektedir. Çocuklar yalnızca 4 yıl kesintisiz okuyabilmektedir. BU varolan durumun gerisinde bir uygulamadır. 8 yıllık eğitimle ilk ve ortaöğretimde okullaşma oranının arttığı ortada, bu öneriyle okullaşmanın ne olacağı belli değildir.

Temel Eğitimde Açık Öğretim Yolu Açılıyor
3) Öneri 8. sınıftan sonra açık öğretim yolunu açmaktadır. Zorunlu temel eğitim okulda yüz yüze olan eğitimdir. Açık öğretim eğitim çağını bir biçimde geçirenlerin ve yetişkinlerin eğitimidir. Bu yönden de öneri hem eğitimdeki niteliği düşürecek hem de dünyada görülmeyen bir uygulama olacaktır.

Çocuk Sömürüsü Artırılıyor
4) Öneriye göre ikinci 4’ten sonra yani 8. sınıftan sonra eğitimde hem biçimsel bütünlük hem de özdeki bütünlük yitirilmektedir. Çıraklık, Kuran kursları, evde oturma, erkten işçilik, evlilik gibi yollar açılmaktadır. Bu ILO sözleşmelerine aykırıdır.

Çocuğun Toplumsallaşması Önleniyor
5) Eğitim okulda ve bilimsel bir iklimde yapılan etkinliktir. Bu öneri toplumsallaşmayı, birlikte iş yapmayı çocuğu belli bir yaşta çevresinde okuldan koparmaktadır.

Okul Öncesi Eğitim Gözardı Ediliyor
6) Alt yapısı en hazır, çocuk gelişimi için en önemli eğitim aşaması okul öncesi eğitim bu öneride yoktur. 5 yaşında ilköğretimi başlatarak okul öncesi ile ilköğretim birbirine karıştırılmıştır. Okul öncesi öğretmenlerin ne olacağı belli değildir. İlköğretim öğretmenleri de istediğiniz kadar 1. sınıf programını değiştirin okul öncesi öğretmenliği yeterince yapamaz. Bu uygulamasıyla gerekçesiyle çelişen bir öneridir.

Çok Erken Mesleğe Yönlendiriliyor
7) Mesleğe yönlendirme 9 10 yaşında olmaktadır. Bu dünyadaki gelişmelere aykırıdır. Meslek günümüzde çok çeşitlendiği için ortaöğretim düzeyinde bile değil yüksek öğretimde verilmektedir. İlk dörtten sonra seçmeli dersler adı altında çocukların yönlendirilmesinin Milli Eğitim Bakanı Sayın Ömer Dinçer’in “esnekleşme ve demokratikleşmeyle” ilgisi yoktur. Çocukları erken mesleğe yönlendirmek ileride giderilmesi güç sakıncalar doğurur.

Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesine Aykırı
8) Söz konusu çocuk olduğu halde bu öneride çocuğa bilinçli seçim hakkı verilmemektedir. 4. sınıfta çocuğun karar vermesi için erkendir. Bu çocuğun iradesinin dışlanmasıdır. Bu durum Türkiye’nin 1995 imzaladığı Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne ve ILO sözleşmelerine aykırıdır. Çocuk kendi kararını verecek yaşta kendisiyle ilgili seçimini yapmalıdır.

Eğitim Hakkı, Kamusallık Niteliği Çiğneniyor
9) Bu öneriyle en temel haklardan olan “eğitim hakkı” ve eğitimin “kamusal” bir görev olduğu göz ardı ediliyor. Sözde 12 yıllık bir zorunlu eğitim öngörülüyor ama devlet özellikle 8. sınıftan sonra çocuğa okuldan kaparımla yolu açılıyor. Devletin en temel görevlerinden olan eğitim niteliği tartışmalı kimi çevrelere bırakılıyor.

Daha Az Öğretmen İşe Yerleştiriliyor
9) Bu öneriye göre daha az öğretmen atanacaktır. İkinci dörtten sonra çocukların bir bölümü açık öğretime ayrılmayıp okulda tutulsaydı daha çok öğretmen iş bulabilecekti.Önerinin hazırlığında öğretmen, öğretmen örgütleri dışlandığı gibi uygulamasında da öğretmenler mağdur olacaktır.

Torba Yasası Niteliği Var
10) Bu yasa önerisi zorunlu temel eğitimin dışında, ihale yasası, üniversitelerin adlarının değiştirilmesi, katsayının sıfırlanması gibi durumları da düzenlediği için bir torba yasası mantığıyla hazırlanmıştır.

Eğitim Dinselleştiriliyor, Siyasallaştırılıyor
11) Eğitimin daha nitelikli duruma getirilmekten çok dinsel kaygılarla bu öneri hazırlanmıştır. Sayın Başbakanın “Dindar gençlik yetiştireceğiz” demesinden sonra İmam Hatip Dernekleri yöneticilerinin açıklamaları, hiçbiri eğitimci olmayan 5 AKP Grup Başkanvekilinin bu öneriyi çala kalem hazırlaması bunun belirtisidir.

Eğitim ve Ülke Barışını Bozuyor
12) Zorunlu temel eğitim bir ülkenin yurttaşlarının bilimsel bir bütünlük içinde verdiği parasız bir eğitimdir. Bu öneride pozitif bir bütünlük yoktur. Birbiriyle çatışan kuşaklar yetişir. Yeni sınavlara yol açar sistem dershane sayısını artırır. Tartışmalar bitmez. Birleştirmeyi eğitim, ülke barışını değil çatışmayı getirir.

Hem eğitimsel hem de bilimsel sakıncalar taşıyan bu öneri inatla, TBMM’deki bir partinin çoğunluğuyla yasalaşmamalı. Yol yakınken geri çekilmelidir.
11 Mart 2012
0 533 642 24 44
Mustafa Gazalcı
Eğitimci,16. ve 22. Dönem Denizli Mv.

KUYUYA ATILAN TAŞ: 4+4+4

10 March 2012

KUYUYA ATILAN TAŞ: 4+4+4
Mustafa Gazalcı
Düşünülmeden kuyuya atılan taşı, aklı başında herkes çıkarmaya çalışıyor.
“Çocuklara kıymayın, yapmayın etmeyin” diye muhalefet dahil herkes uyarıyor.
Tek başınıza verdiğiniz bu öneriyi geri çekin, uzlaşarak, konuşarak yenisini yapalım.
Ne gezer. Sanki duvara söyleniyor.
Bizim çoğunluğumuz var, istediğimizi yaparız.
Dayatıyorlar, inat ediyorlar.
***
Yangından mal kaçırır gibi TBMM Milli Eğitim Komisyonu’na getirdiler, gece gündüz görüşüyorlar.
CHP’nin 25 ilde bin 200 denekle yaptırdığı araştırmaya göre, halkın yüzde 91’i önerinin ne olduğunu bilmiyor.
Yasa önerisini Milli Eğitim Bakanlığı, Hükümet değil, AKP’nin eğitimci olmayan 5 Grup Başkanvekili veriyor. Onlar da konu tartışılırken ortalarda yok.
Her şeyi bilen Başbakan öneri için “28 Şubatın son izini de sileceğiz” diyor.
8 yıllık kesintisiz eğitim için verilen otuz yıllık demokratik savaşımı, onca emeği yok sayarak. İmza kampanyalarını, bilimsel toplantıları, Milli Eğitim Şûralarında, TBMM’de yapılan tartışmaları da…
***
Gerçekten de her kesimden birçok insan soruyor…
4+4+4 ne demek?
Karşı çıkanlar ne diyor, hükümet neden ısrarla savunuyor?
Çok söylenip yazıldı ama bir kez daha belirtelim.
***
Yasa önerisi ne getiriyor?
.4+4+4 ile zorunlu temel eğitim üç dilime bölünüyor.
.İlk 4’ten sonra getirilen seçmeli derslerle çocuklar mesleğe yönlendiriliyor.
.Çocuk, ilk 4’ten sonra meslek liselerinin ortaokullarına gidebiliyor.
.Yine çocuk ikinci 4’ten sonra açık öğretime geçebiliyor.
.Zorunlu eğitim içinde evde oturma, kurslara, çalışmaya gitme, hatta evlenme yolları açık.
.Öneriye göre 5 yaşındaki çocuklar okul öncesine değil, ilköğretime alınacak.
***
Öneride başka şeyler de var:
.Sekiz on milyarlık Fatih Projesi bu öneriye göre ihale edilmeden verilebilecek.
.Üniversiteye girişte liseler arasındaki katsayı farkı sıfırlanacak.
.Kimi üniversitelerin adı Abdullah Gül, Recep Tayyip Erdoğan, Necmettin Erbakan üniversitesi olacak. Denge olsun diye bir de Bülent Ecevit’in adı var. Ecevit sağ olsaydı “çekin benim adımı” derdi.
Hasan Âli Yücel, İsmail Hakkı Tonguç, Mustafa Necati adına bir üniversite yokken…
***
Yasa Önerisine neden karşı çıkılıyor?
.Çocukların gelişiminde en büyük rol oynayan okul öncesi eğitim bu yasa önerisinde yok. Okul öncesi öğretmenlerinin bu tasarıya göre nasıl değerlendirileceği belli değil.
.Dokuz on yaşındaki çocukları meslek seçimine yöneltmek çok erken ve yanlış.
.Öneriyle getirilen 12 yıllık zorunlu temel eğitimde bilimsel program bütünlüğü yok.
.Cumhuriyetin en önemli eğitim ilkesi öğretim birliği çiğneniyor. Temel eğitimde dinsel-bilimsel ikili eğitim anlayışı yeniden getiriliyor.
.Temel eğitim bölünüyor. Eğitim bütün olarak okulda yüz yüze yapılmıyor. Öğrenciler 8. sınıftan sonra okuldan ayrılıp açık öğretime geçebiliyor.
***
Altında imzamız olan Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesine göre çocukların
vazgeçilmez hakları vardır.
Çocuklar kalıplara dökülüp kurşun asker olamaz. Asıl “formatlamak” bu.
Kendine güvenen, kendi kararlarını kendisi alabilen, sorgulayan, özgür kuşaklar yetiştirmektir eğitimin amacı.
Kinle, inatla bir yere varılamaz.
Hele söz konusu olan çocuklarımız ve eğitim ise.
10 Mart 2012
Yurt Gazatesi

3 MART ÖĞRETİM BİRLİĞİ ve 4+4+4 Mustafa Gazalcı

04 March 2012

3 MART ÖĞRETİM BİRLİĞİ ve 4+4+4 Mustafa Gazalcı
Bugün 3 Mart, devrim yasalarının yıldönümü.
Bilindiği gibi kurtuluştan kuruluşa geçilirken, 3 Mart 1924’te TBMM’de 3 devrim yasası ardı ardına kabul edildiği günün yıldönümü bugün.
Hilafet, din ve vakıf bakanlığı kaldırıldı, öğretim birliği (Tevhid-i Tedrisat) kabul edildi.
Devlet, toplum düzeni, en önemlisi eğitim sistemi bilimsel bir temele dayandırıldı, din işleri vicdanlara bırakılarak dünya işlerinden ayrıldı.
Şu işe bakın aradan 88 yıl geçtikten sonra AKP iktidarı eğitim sistemini öğretim birliğini hiçe sayarak 4+4+4’e göre düzenlemek için TBMM’ye bir yasa önerisi verdi.
İlköğretimin 4. sınıfından sonra dinsel eğitime yol açan bir yasa önerisi.
Birisi devrimci bir anlayışın ikincisi karşı devrimin ürünü.
***
Bir oldubittiyle hazırlanan yasa önerisi kamuoyunda haklı tepkiler görünce Milli Eğitim Alt Komisyonu’na gönderildi, tepkileri azaltmak için orasından burasından düzeltilmeye çalışıldı.
Önce, açık öğretime geçmeyi 8 yılın sonuna bıraktılar.
Avrupa birliğinden, ILO’dan eleştiri gelir diye çıraklık eğitime geçmeyi 11 yaştan 14 yaşa çıkardılar.
Teklifte ilk imzası olan AKP Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, “Bizim bu teklifte 3 ana hedefimiz var. Zorunlu eğitimi 12 yıla çıkarmak, katsayı düzenlemesi ve eğitimi kademeli hale getirmek. … Bunlar aynen duruyor” diyor. (1 Mart2012 gazeteler)
***
Önce “kesinti ya da kesintisizlik” kavramından birleşmek gerekli. Kesintisizlik bilimsel bir program bütünlüğünü öngörür. İster 4. sınıftan, ister 8. sınıftan sonra eğitim kesilip başka bir anlayışla sürüyorsa o eğitim “ kesintili” olur.
Dolayısıyla bu düzenleme bu biçimiyle de “kesintili” bir eğitimdir, öğretim birliğine yakırıdır.
***
Durum açık, 4+4+4, bilimsel Cumhuriyet eğitiminden keskin, kesintili bir geriye dönüş.
Bu düzenlemeyle son yılların en önemli eğitim kazanımı 8 yıllık kesintisiz eğitim, bir oldubittiyle ortadan kaldırılıyor.
Sayın Başbakan 28 Şubat 2112 tarihli Grup konuşmasında, “8 yıllık kesintisiz eğitimin Türkiye’ye büyük zararlar verdiğini” söylüyor. Ancak bu zararların ne olduğunu belirtmiyor. 15 yıldır uygulanan 8 yıllık kesintisiz eğitimle okullaşma oranının arttığı ortada.
Ayrıca 8 Yıllık kesintisiz eğitimi yalnızca 28 Şubatın ürünü saymak, öncesinde sonrasında yapılan birçok emekleri boşa saymak demektir.
***
Kimse zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılmasına karşı değil.18 yaşına kadar çocuğun okul öncesi de içinde çocuğun sağlıklı korunması, nitelikli olarak eğitilmesidir.
Zorunlu eğitimin tamamı okulda olması gerekir. Açık öğretim 8. sınıftan sonra da olsa bölünmesi doğru değildir.
Anayasaya, altında devlet olarak imzamız bulunan Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne, ILO ilkelerine, en önemlisi Cumhuriyet eğitiminin temeli olan Öğretim Birliğine aykırı bir yasa önerisidir 4+4+4.
Orasından burasından düzeltilerek bu öneri doğrulmaz. Tümüyle geri çekilmeli, eğitimcilerle, uzmanlarla, toplumla tartışarak, konuşarak yeni bir düzenleme yapılmalıdır.
Söz konusu olan çocuklarımız, geleceğimizdir.

BİLİMSEL EĞİTİME DARBE: 4+4+4

25 February 2012

BİLİMSEL EĞİTİME DARBE: 4+4+4

Mustafa Gazalcı
mgazalci@gmail.com, gazalci.net

Beş AKP Grup Başkanvekilinin TBMM’ne verdiği 4+4+4 adı altındaki yasa önerisi zorunlu eğitimi biçimlemekten çok bir torba yasaya benziyor.
Torbanın içinde ne arasan : 8-10 milyar dolarlık FATİH projesinin ihale yasası dışında bırakılması, Kayseri ve Rize üniversitelerin adlarının Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan olarak değiştirilmesi, YÖK’ün daha önce oldu bittiyle düzenlediği üniversiteye girişteki katsayı farkının kaldırılması …
Ayrıca, dördüncü sınıftan sonra isteyen çocuğun açık öğretime geçmesi, Kuran kurslarına gitmesi, türban takması, imam hatip ortaokullarının açılması gibi temel eğitim için tartışmalı konuları da torbada bulabilirsiniz.
Propagandası yapıldığı halde 12 yıllık zorunlu eğitim torbadan hemen çıkmıyor. Bakanlar Kuruluna, yani belirsiz bir tarihe bırakılıyor.
***
Nedense yasa önerisinde okul öncesi eğitim de unutulmuş.
Hani bu hükümetin en başarılı alandı okul öncesi eğitim?
Gerçekten insan kişiliğinin sağlıklı gelişmesi için en önemli aşamalarından biri. Değil 1 yıl, geçmiş milli eğitim şûralarında 2 yılın zorunlu eğitime alınması önerisi var.
Üstelik 71 ilde 1 yıllık okul öncesi eğitim uygulanıyor. Altyapı büyük ölçüde hazır.
Ne var ki öneride amaç üzüm yemek değil bağcıyı dövmek.
Bildiğiniz gibi birkaç ay önce kanun hükmündeki bir kararnameyle Kuran kurslarında yaş sınırı kaldırılmıştı. Acaba bu kurslardaki dinsel eğitim aksamasın diye mi okul öncesi eğitim zorunlu yapılmadı? diye düşünüyor insan.
***
1997’de 8 yıllık kesintisiz eğitime karşı çıkanlar 5+3 istiyorlardı.
Bugün o gömleği değiştirdik diyenler bir yıl daha geriye giderek 4+4 diyorlar.
Bir de öneriyi verenler gözümüzün içine baka baka “okullaşma oranları artacak, kız çocukları daha çok okula gidecek, mesleki ve teknik eğitim artacak, suçlu 8 yıllık kesintisiz eğitimdi” demiyorlar mı, insan pes demekten başka söz bulamıyor.
Dünyanın hangi çağdaş ülkesinde çocuklar 10-11 yaşlarında meslek seçimine yöneltiliyor, örgün eğitimden koparılıp “istersen evde otur” deniyor?
Bırakın Anayasayı, Milli Eğitim Temel Yasasını, ülke olarak imzaladığımız “Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne” de aykırı bir düzenlemedir bu.
Çocuğa sormadan, çocuğun temel haklarını çiğneyerek onu ilerde mutsuz edecek, yangından mal kaçırır gibi görüşülmeye başlanan, telaşla alt komisyona gönderilen bir öneri.
***
Eğitim ciddi bir iştir, bir bilimdir. Çocukların, ülkenin geleceğidir.
Eğitimle ilgili kararlar şûralarda, bilimsel toplantılarda uzmanlarla tartışılarak oluşturulur.
Bu öneri; 89 yıllık laik Cumhuriyet eğitiminin bilimselliğine, Öğretim Birliği
Yasası’na, 8 yıllık kesintisiz eğitime vurulmuş bir darbedir.
Başbakanın “dindar gençlik yetiştirme” anlayışının uygulamaya sokulmasıdır.
Eğitimi AKP’lileştirmektir.
Not: 26 Şubat 1961 tarihinde yitirdiğimiz eski Milli Eğitim Bakanlarından, büyük eğitimci Hasan Âli Yücel’i, saygıyla anıyorum.
YURT Gazetesi, 25 Şubat 2012

21 February 2012

KESİNTİSİZ EĞİTİME VURULAN DARBE

Sonunda AKP Grup Başkanvekilleri 8 yıllık kesintisiz eğitimin bilimsel bütünlüğünü bölecek yasa önerisini TBMM Başkanlığına verdi.
AKP’nin her zamanki klasik oyunu bir kez daha bu öneriyle ortaya konuyor.
Sözde zorunlu eğitimin süresi 12 yıla çıkarılıyormuş gibi yapılıp varolan sistemi daha da kötüleştiriyor. İlköğretimi 1. ve 2. kademe diye bölüyor. 12 Yıl zorunlu eğitimi belirsiz bir tarihe bırakıyor.
Eğer bu öneri yasalaşırsa Cumhuriyet eğitimine en büyük darbe vurulacaktır.
Ne Cumhuriyet eğitimin birliği ne de bilimselliği kalacaktır.
Cumhuriyet öncesindeki dinsel-bilimsel ikili eğitim anlayışına geri dönülecektir.
Öğrenciler zorunlu eğitimin üçte birini tamamladıktan sonra isterlerse Bakanlar Kurulu kararıyla örgün eğitimden ayrılıp, açık öğretime geçebilecektir.
Böylece ilköğretimin 4. sınıfından sonra isteyen öğrenciler Kuran kurslarına, imam hatip liselerine gidebilecek ya da açık öğretimde sınavlara girerek evde oturabilecektir.
18. Milli Eğitim Şurasında ortaya atılan bu bölmeli eğitimin, ne eğitimsel ve ne bilimsel bir yönü vardır. Bu tamamen siyasal ve dinsel tercihtir. 1997’de 8 yıllık kesintisiz eğitime karşı çıkarlarken 5+3 diyorlardı, bu öneriyle bir yıl daha geriye giterek 4+4 olmuş.
Çocuğun Kuran kurslarına gitmesi aksamasın diye olacak okul öncesi zorunlu eğitimin içine alınmamış. Bilindiği gibi kısa bir süre önce Kanun Hükmündeki Kararnameyle Kuran kurslarına gitme yaş sınırı kaldırılmıştı.
Çocukları 10-11 yaşlarında mesleğe yöneltmek, örgün eğitimden almak yanlıştır.
Üniversiteye girişte katsayının sıfırlanması, Abdullah Gül ve Recep Tayip Üniversiteleri adının verilmesi de bu önerinin içine sıkıştırılmıştır.
Önerinin gerekçesinde kademeli eğitim için yabancı ülkelerden verilen örnekler ile önerilen sistem arasında bir bağ yoktur. O ülkelerde kademeler pozitif program birliğini bozan aşamalar değildir.
Eğitim ciddi bir iştir, bir bilimdir. Çocukların, ülkenin geleceğidir. Eğitimle ilgili kararlar şuralarda, bilimsel toplantılarda uzmanlarla tartışılarak oluşturulur. Milli Eğitim Bakanlığını da dışlayarak 5 AKP Grupbaşkanvekilinin önerisiyle oldubittiye getirilip Türk eğitim sisteminin bütünü alt üst edilemez, edilmemelidir.
Bu yasa önerisi, Anayasanın 42., 124. maddelerine, 1739 sayılı Milli Eğitim Yasasına, imzaladığımız Çocuk Hakları Sözleşmesine aykırıdır. Bir geriye gidiştir.
Cumhuriyet eğitiminin birliğini, laikliğini, bilimselliğini, 1997 çıkarılan 8 yıllık zorunlu eğitimin kesintisizliğini bir türlü içine sindiremeyen, “dindar genlik yetiştirmek” isteyenlerin önerisidir bu.

21 Şubat 2012 Basın Duyurusu

21 February 2012

KESİNTİSİZ EĞİTİME VURULAN DARBE

Sonunda AKP Grup Başkanvekilleri 8 yıllık kesintisiz eğitimin bilimsel bütünlüğünü bölecek yasa önerisini TBMM Başkanlığına verdi.
AKP’nin her zamanki klasik oyunu bir kez daha bu öneriyle ortaya konuyor.
Sözde zorunlu eğitimin süresi 12 yıla çıkarılıyormuş gibi yapılıp varolan sistemi daha da kötüleştiriyor. İlköğretimi 1. ve 2. kademe diye bölüyor. 12 Yıl zorunlu eğitimi belirsiz bir tarihe bırakıyor.
Eğer bu öneri yasalaşırsa Cumhuriyet eğitimine en büyük darbe vurulacaktır.
Ne Cumhuriyet eğitimin birliği ne de bilimselliği kalacaktır.
Cumhuriyet öncesindeki dinsel-bilimsel ikili eğitim anlayışına geri dönülecektir.
Öğrenciler zorunlu eğitimin üçte birini tamamladıktan sonra isterlerse Bakanlar Kurulu kararıyla örgün eğitimden ayrılıp, açık öğretime geçebilecektir.
Böylece ilköğretimin 4. sınıfından sonra isteyen öğrenciler Kuran kurslarına, imam hatip liselerine gidebilecek ya da açık öğretimde sınavlara girerek evde oturabilecektir.
18. Milli Eğitim Şurasında ortaya atılan bu bölmeli eğitimin, ne eğitimsel ve ne bilimsel bir yönü vardır. Bu tamamen siyasal ve dinsel tercihtir. 1997’de 8 yıllık kesintisiz eğitime karşı çıkarlarken 5+3 diyorlardı, bu öneriyle bir yıl daha geriye giterek 4+4 olmuş.
Çocuğun Kuran kurslarına gitmesi aksamasın diye olacak okul öncesi zorunlu eğitimin içine alınmamış. Bilindiği gibi kısa bir süre önce Kanun Hükmündeki Kararnameyle Kuran kurslarına gitme yaş sınırı kaldırılmıştı.
Çocukları 10-11 yaşlarında mesleğe yöneltmek, örgün eğitimden almak yanlıştır.
Üniversiteye girişte katsayının sıfırlanması, Abdullah Gül ve Recep Tayip Üniversiteleri adının verilmesi de bu önerinin içine sıkıştırılmıştır.
Önerinin gerekçesinde kademeli eğitim için yabancı ülkelerden verilen örnekler ile önerilen sistem arasında bir bağ yoktur. O ülkelerde kademeler pozitif program birliğini bozan aşamalar değildir.
Eğitim ciddi bir iştir, bir bilimdir. Çocukların, ülkenin geleceğidir. Eğitimle ilgili kararlar şuralarda, bilimsel toplantılarda uzmanlarla tartışılarak oluşturulur. Milli Eğitim Bakanlığını da dışlayarak 5 AKP Grupbaşkanvekilinin önerisiyle oldubittiye getirilip Türk eğitim sisteminin bütünü alt üst edilemez, edilmemelidir.
Bu yasa önerisi, Anayasanın 42., 124. maddelerine, 1739 sayılı Milli Eğitim Yasasına, imzaladığımız Çocuk Hakları Sözleşmesine aykırıdır. Bir geriye gidiştir.
Cumhuriyet eğitiminin birliğini, laikliğini, bilimselliğini, 1997 çıkarılan 8 yıllık zorunlu eğitimin kesintisizliğini bir türlü içine sindiremeyen, “dindar genlik yetiştirmek” isteyenlerin önerisidir bu.

21 Şubat 2012 Basın Duyurusu

İLKÖĞRETİMDE ARAPÇA, ORTAÖĞRETİMDE OSMANLICA

18 February 2012

İLKÖĞRETİMDE ARAPÇA, ORTAÖĞRETİMDE OSMANLICA
Mustafa Gazalcı
mgazalci@gmail.com
www.gazalci.net
Önümüzdeki yıldan başlayarak ilköğretim okullarında Arapça öğretilecek. Birkaç yıldır sosyal bilgiler liselerinde Osmanlıca okutuluyordu zaten.
Türkçeyi bile doğru dürüst öğretemediğimiz çocuklarımıza Arapçayı ve Osmanlıcayı öğretmeye kalkmak anlaşılır gibi değil.
Üniversite düzeyinde olsa uzmanlık eğitimidir, eski metinlerin araştırılması için elaman yetiştirmeye yöneliktir, diye düşünebilirsiniz.
Ancak ilköğretimin 4. sınıfından başlayarak seçmeli bile olsa Arapçayı öğretmenin ne eğitimsel, ne bilimsel bir açıklaması var.
***
Bu hafta başında Dil Derneği’nin öncülüğünde Ankara Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde 12. Beşir Göğüş ödül töreni düzenlendi.
Bu yılki ödüller, 10 yıldır emek vererek 3 bin sayfalık “Tanıklarıyla Deyimler Sözlüğü”nü hazırlayan Muhittin Bilgin ve Ahmet Can Bilgin kardeşlere verildi.
Yerinde bir karar; ödül verenleri de, alanları da yürekten kutlarız.
Ödül töreninin arkasından “İlköğretimde Arapça, Liselerde Osmanlıca Dersinin Anlamı Ne?” konulu bir açıkoturum yapıldı.
Açıkoturumda Emin Özdemir, Prof. Cavit Kavcar, Nazım Mutlu’yla birlikte konuşmacıydık.
Bütün konuşmacılar bu uygulamanın iyi niyetle yapılmadığı, AKP’nin eğitimi dinselleştirmek için bir adım daha attığı konusunda birleşti.
***
Nasıl iyi niyet olsun ki?
Osmanlı’da yaklaşık 500 yıl medreselerde Arapça okutuldu, Türkçeye yer verilmedi.
Sonuç, koca bir fiyasko.
Cumhuriyet kurulduğunda okuma yazma bilenler, genel nüfusun yüzde onu bile değildi.
Ancak Cumhuriyetle birlikte yeni abecenin kabul edilmesi ve ardı ardına yapılan devrimler, hem eğitimin içeriğinin bilimselleşmesini sağlamış hem de kısa sürede ülke çapında okuma yazma oranını yükseltmiştir.
***
Günümüzde nedense yeniden bir Osmanlıcılık ve Osmanlıca özlemi gündemde tutulmaya çalışılıyor. Okullara Osmanlıca dersinin konması da bu eğilimin bir sonucudur.
Şemsettin Sami’nin 20. yüzyılın başında yazdığı ünlü Osmanlıca sözlük “Kamus-ı Türki”de, dilci Ömer Asım Aksoy’un söylediğine göre yaklaşık 30 bin sözcük varmış.
Bu sözcüklerin de 15 bin 600’ü Arapça ve Farsça, bin 160’ı başka dillerden gelen sözcük, geri kalanı da Türkçe sözcüklerden oluşuyormuş.
Oysa Beşir Göğüş ödülünün bu yılki sahipleri Bilgin kardeşler, güzel Türkçemizde yazarların kullandığı 21 bin deyimi toplayarak sözlük hazırlıyor.
Yeni bir dil öğretmekten çok Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın söylediği dindar gençlik yetiştirmek amacına yönelik bir uygulamadır Arapça ve Osmanlıca öğretmek.
18 Şubat 2012 Yurt Gazetesi

No:1 YENİ BİR BAŞLANGIÇ

11 February 2012

No:1
YENİ BİR BAŞLANGIÇ
Mustafa Gazalcı
mgazalci@gmail.com
İlkler insana hep umut, coşku verir.
Yeni bir başlangıç.
Yeni bir yer.
Yeni bir gazetede ilk yazı.
Yeni bir beklenti, yeni bir güç demektir.
Bütün Yurt’severlere, herkese merhaba.
***
Ülkemizin üzerine getirilen “kara bulutlar” ne kadar yoğun olursa olsun.
Er geç güneş çıkacak, aydınlık gelecektir.
Yeter ki sönmesin umutlarımız, hiç durmasın çabalarımız.
Ozanın dediği gibi en güzel şeyler gördüklerimiz değil, göreceklerimizdir.
***
Haftada bir gün YURT’ta eğitimle ilgili yazmaya çalışacağım.
Uzun uzun yorumlar yapmayı, akademik bilgiler vermeyi düşünmüyorum bu yazılarımda.
Bir fotoğraf çeker gibi, bir konuya parmak basar gibi kısa yazılar olsun istiyorum.
Sorunlar ve çözümler üzerine birlikte düşünelim diyorum.
***
Eğitim, çok geniş bir alan.
Yaşam boyu süren, insanı insan eden bir süreç.
Eğitim yalnız, 700 bin öğretmeni, 20 milyon öğrenciyi, harcamaları yapan velileri, öğretmen örgütlerini, eğitim uzmanlarını ilgilendirmiyor.
İnsanın, ülkenin, hatta insanlığın aydınlık geleceğiyse eğitim, isteyen herkesin söz söyleme hem hakkı hem de görevi.
Ama nasıl bir eğitim?
***
Yaklaşık 10 yıldır AKP tek başına iktidar.
Eğitim dahil her alanda köklü değişiklikler oluyor.
Yasalar, yönetmelikler, kadrolar, ders kitapları, programlar değişiyor.
Üniversitelerin çoğu, YÖK yeniden biçimlendi.
Parasız eğitim isteyen, yumurta taşıyan öğrenciler hapse atılıyor.
Yüz binlerce atanamayan öğretmen var.
Çalışan öğretmenlerin, emeklilerin, öğrencileri sorunları var.
İktidar “Eğitimde devrim yaptık” diyor durmadan.
Acaba öyle mi?
***
Bakıp göreceğiz.
İrdeleyip sorgulayacağız.
Öğretmenlerin, öğrencilerin, velilerin seslerine kulak vereceğiz.
Defterimize not ettiğimiz, sizin ilettiğiniz konulara değineceğiz.

11 Ocak 2012 Yurt Gazetesi

03 February 2012

“LAİK EĞİTİMDEN DİNSELLEŞEN EĞİTİME”
Mustafa Gazalcı: “Ulusal İstençten teokratik faşizme” diye değiştirmek gerekir bu toplantının adını.
Bilindiği gibi Osmanlı’da ikili eğitim vardı. Mahalle mektepleri/medreselerde verilen dinsel eğitimle, Tanzimatla başlayan yenilikçi okullardaki bilimsel eğitim.
Türkiye Cumhuriyet’ini kuranlar, eğitimi, bir varoluş yokoluş sorunu olarak ele aldılar. Eğitim ya bir ulusu tutsak kılar ya da bağımsız, anlayışıyla hareket edilmiştir. Pozitif/bilimsel eğitim tercih edilmiştir. Cumhuriyetin maarif-imisakı diye bir ilkeler topluluğu vardı. Cumhuriyet kurulduktan 4 ay sonra eğitim birliği getirilmiştir.
Mustafa Necati, 1926’da yeni ilköğretim programı, 1928’de başta yeni abece’nin kabulü, karma eğitim, öğretmene saygınlık gibi ardarda devrim niteliğinde yenilikler getirdi.
Mustafa Necati’de eğitimin tüm aşamaları bilimsel/pozitif bir eğitim süreciydi.
Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç ikilisinin öncülüğünde uygulanan Köy Enstitüleri, eğitimi süs olmaktan çıkarıp üretici bir duruma getirdi. İnsan ve toplum eğitim yoluyla canlanmaya, bilinçlenmeye başladı.
19 Mayıs bayramının halka işkence olduğunu söylüyorlar örneğin. Can Dündar’ın İnönü’ye Mektuplar kitabından anımsıyorum şimdi, İsmet İnönü Amerika’daki Erdal İnönü’ye, “Biraz önce stadyumdan, 19 Mayıs törenlerinden geldim. Halk hıncahınçtı stadyumda” diye yazıyor.
AKP 10 yıldır iktidarda. Yaptığı, yapacağı olumlu birşey var mı? Hadi birinci, ikinci uygulamalarında tanımadınız, 10 yıl sonra da bu iktidardan olumlu uygulamalar beklemek yanlıştır.
Son KHK’larla eğitim sistemini çoktan değiştirdiler. Eğitimi paralı ve dinsel hale getirdiler. Akıllı tahtalar, bilgisayarlarla donatacağız sözlerine kanmamak gerekir. Paralı, dinselleştirilmiş bir eğitim vardır.
1997’de çıkarılan 8 yıllık kesintisiz eğitim son yılların önemli bir eğitim atılımıydı. O yasadan rahatsız olan Erbakan ve arkadaşları.
Anayasa Mahkemesi’ne başvurdular. O zamanki Anayasa Mahkemesi bu başvuruyu uzun gerekçelerle reddetti.
8 Yıllık kesintisiz eğitimi içine sindiremeyen bugünkü iktidar, Kızılcahamam Asya Termal’de 18. Milli Eğitim Şurası topladı. Şuradan 1+4+4+4 kararı çıkardılar. Şimdi bu kararı yasalaştırmaya çalışıyorlar.
Uğur Mumcu eski yazılarında “Böyle giderse imam öğretmen, imam kaymakam olacak” derdi. Dediği çıktı.
Milli Güvenlik derslerinin asker tarafından verilmesine son verildi. Tamam, güzel, sivilleştik, ama imamlar artarak okullarda. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine eskiden tüm öğretmenler girebilirdi. Şimdi yalnızca din dersi öğretmenleri ve dışardan imamlar girebiliyor.
Çocuk yaş sınırını kaldırdılar Kur’an kurslarında. Çocuk, 3-4 yıl sarıklıdan eğitim alacak, sonra okula gelecek okula. Bu ikili eğitim değil de nedir.
Kuran kursları AKP döneminde neredeyse üç katına çıktı. Dershane sayısı 2 kat arttı.
Bütün bunlar tam bir teokratik faşizme uygun kafalar yetiştirme sistemi kurulmuştur.
28 Ocak 2012
Uğur Mumcu Adalet ve Demokrasi Haftası’nda
TİHAK’ın “Teokratik Faşizm ve Ulusal İstenç” adlı
Çağdaş sanatlar Merkezi’nde yapılan paneldeki konuşma özeti.

Gazalcı’nın yeni kitabı raflarda

13 January 2012

Gazalcı’nın yeni kitabı raflarda

CHP eski Denizli Milletvekili ve öğretmen Mustafa Gazalcı’nın Öğretmenin Günlüğünden adlı yeni kitabı kitabı raflardaki yerini aldı.
31.12.2011 / 09:04

Öğretmenlik ve milletvekillği yaptığı yıllarda yaşadığı anılarını kaleme alan Gazalcı kitabında, Sivas’ta köy öğretmenliğiyle başlayarak TBMM’ye uzanan yolculuğunu anlatıyor.
Gazalcı, kitabında; Denizli’de yaşadığı sürgünleri, büyük öğretmen boykotuna katılımını, TÖS ve TÖB-DER mücadelesini, birlikte çalıştığı müdürleri, öğretmenleri, yargılanmasını, geçirdiği soruşturmaları, öğrencileriyle birlikte çıkardığı Biz de Varız gazetesini, valilerle, milli eğitim müdürleriyle yaşadıklarını, hapis günlerini anlatıyor. Anılar içinde eğitimle ilgili görüşlerine de yer veren Gazalcı’nın kitabında tarihi belge niteliğinde döneme ait çok sayıda fotoğraf da bulunuyor. Kitap, bu özelliğiyle bir dönemin öğretmen örgütçülüğü mücadelesini ve eğitimi tarihini de yansıtıyor.
Adnan Binyazar’ın önsözüyle başlayan ve 13 bölümden oluşan kitap, Türkan Saylan’ın ve bir öğrencisinin Mustafa Gazalcı’ya yazdığı mektuplarla son buluyor. Gazalcı yeni kitabının, öğretmenlerin, öğrencilerin, velilerin, eğitime ve siyasete ilgi duyan herkesin ilgisini çekmesini hedefliyor.
Hürriyet Ankara Eki 31.12. 2011

YILIN SON KİTAPLARI

Yılların öğretmeni, solcu, devrimci, Atatürkçü bir aydının. Mustafa Gazalcı’nın kitabı “Öğretmenin Günlüğünden. Anılar, Anlatılar.” (Bilgi Yayınevi.)
Devrimci bir öğretmen hapishanelerde sürünüyor, çıkınca işsiz kalıp havlu çarşaf satmaya başlıyor, milletvekili seçiliyor ama çile ve kavgası hiç bitmiyor.
Eğitim savaşçısı Gazalcı bu ilginç kitabında çocukluğundan başlayıp yaşadıklarını, nasıl öğretmen olduğunu, öğretmenlik ve siyasette başına gelenleri anlatıyor.

Emin Çölaşan/SÖZCÜ 30 Aralık 2011

Hasan Âli Yücel
Bir Kültür Fedaisi…
ERDAL ATABEK
9 Ocak 2012, Cumhuriyet
Gerçek bir kültür fedaisi.
Evrensel aydınlanma kültürünü topluma yaymak için, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları olarak klasikleri okura kazandırmak büyük bir armağandır.
Büyük eğitimci İsmail Hakkı Tonguç’la birlikte Köy Enstitülerini kurmak ve yaygınlaştırmak büyük bir armağandır.
Köyü köylüyle birlikte eğitmek, birlikte kalkındırmak çok büyük bir projedir ve yaşama geçirilmiştir.
Ama Cumhuriyetin karşı güçleri, toprak ağaları, feodal güçler bu büyük hamleyi baltalamış, sonunda da ortadan kaldırmıştır.
Türkiye’nin bugünkü içler acısı durumunun köşe taşları işte böyle döşenmiştir.
Sonra da bu hamlenin başındaki büyük hümanist eğitimciye, bu büyük kültür öncüsüne saldırılmış, iftiralarla mahkemelere sürüklenmiş, canından bezdirilmiştir.
Hasan Âli Yücel gerçek bir kültür fedaisidir.
Atatürk Cumhuriyeti’nin gerçek bir kültür öncüsüdür.
Neden şimdi onu anıyorum?
***
“İyi Vatandaş - İyi İnsan.”
Hasan Âli Yücel’in 1956 yılında ilk basımı yapılan bu kitabı İş Bankası Yayınları arasında yeniden basıldı.
Bankayı da yayın yönetimini de kutluyorum.
Bu kitabında ilginç bir yöntem izleyen Hasan Âli Yücel, her yaştaki, her meslekteki insanın kolayca anlayacağı bir “yaşam boyu gelişim” yapıtı yazmıştır.
Öğretmenlerin, öğrencilerin, herkesin dikkatle okumasını önereceğim bu kitap bir başucu yapıtı.
Bu kitabı yazmayı görev sayan büyük kültür insanını unutmak aslında kendi tarihini unutmaktır.
Köy Enstitülerini ortadan kaldıranlar elbette onun yapıcılarını da unutturmaya çalışacaklardır.
Ama, bunu başaramazlar…
***
Derin İzler adlı yapıtında Sami Sökmen, Köy Enstitüsünden milletvekilliğine giden yolda yaşadıklarını anlatıyor.
Antalya Aksu Köy Enstitüsü kurulmuş. Köy çocukları bu okula giriyorlar. Yaşamları, eğitimleri, sonraki yıllar.
Gürer Yayınları’nın bu kitabı okunacak kitaplar arasına mutlaka girmeli.
O okulun doktoru Sevgili Bedia Kervancıoğlu, sonradan Türk Tabipleri Birliği Antalya delegesi olarak aramıza katılmıştı. Bu enerjik, yapıcı, candan, içten Bedia Ablamızı hâlâ unutamadım. Köy Enstitüsünü öylesine coşkulu anlatırdı ki.
O da Köy Enstitüleri gibi artık aramızda değil.
Yaşamım boyunca geçmişte yaşama duygum olmadı.
Şimdi, o günlerde yaşamak isteğim artıyor.
***
Sevgili Mustafa Gazalcı.
Barış Derneği davasından hapishane arkadaşım.
Uydurulmuş suçlarla orada geçen yılların dostluğu.
Ödün vermez bir eğitimci.
Her koşulda sorumluluk sahibi, çalışkan, dayanışmacı bir karakter örneği.
Dört milletvekili idiler. Kemal Anadol, Nedim Tarhan, İsmail Hakkı Öztorun,Mustafa Gazalcı. Sonuna kadar orada yatmanın mücadelenin bir parçası olduğunu bilen bilinçli arkadaşlar.
“Öğretmenin Günlüğünden” Mustafa Gazalcı dostumun yeni kitabı.
Yaşadıkları, gördükleri, düşündükleri, bildikleri…
Bu kitapta bütün bunlar var.
Okunması gerekiyor.
Özellikle günümüzün öğretmenleri, öğrencilerimiz, anneler-babalar, vatandaşlar. Okuyunuz.
Okuyunuz ve düşününüz.
Nerelerden nerelere geldiğimizi anlayınız.
***
Hasan Âli Yücel.
İsmail Hakkı Tonguç
Mehmet Başaran.
Sami Gökmen.
Mustafa Gazalcı.
Yüzlerce, binlerce öğretmen…
Bir zincir bu. Uygarlık zinciri.
Kırılmadı…
Merak etmeyin. Kırılmayacak…
Erdal Atabek, 9.01.2012, Cumhuriyet

13 January 2012

19 MAYIS GENÇLİK SPOR BAYRAMINA MAKAS
Mustafa Gazalcı
mgazalci@gmail.com
www.gazalci.net

Isparta Gönen Öğretmen Okulu’nda okurken yaşadığımız 19 Mayıs törenlerini, coşkumuzu, birlikte bir iş yapmanın mutluluğunu anımsıyorum.
Aylar öncesinden hazırlık, müzik eşliğinde topluca hareketler, gösteriler…
Kimi zaman bir gün önce giderdik Isparta’ya, ertesi günkü gösteri için.
Hiç unutmuyorum Sümerbank’ın iplik deposunda, ipliklerin arasına gömülerek geçirdiğimiz geceyi.
Ertesi gün stadyumda halkın alkışları arasında yaptığımız gösteriyi.
Çok zaman birinci olurdu okulumuz.
Analar, babalar, yakınlarımız, hiç tanımadığımız insanlar bizi gururla izler, okulumuzu tanırdı.
***
Milli Eğitim Bakanlığı, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı törenlerinin okul dışında yapılmasına yasak getirmiş.
Ankara, bu yasak kapsamının dışında tutulmuş.
Eğitim aksıyor, öğrenciler hasta oluyor gibi sudan gerekçeler ileri sürerek.
Milli Eğitim Bakanlığının genelgesinde “..değişik renk ve nitelik arz eden, gösteri ve fon çalışmalarının yapılmaması” istenmiş. ***
Genelgeye bakılırsa gençlerin kızlı oğlanlı, kimi zaman şortlarla spora çıkması, ay yıldız ve Atatürk fonlarını bedenleriyle oluşturması Hükümeti, Bakanlığı rahatsız etmiş olmalı.
Zaten geçenlerde Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurulu’na Cumhurbaşkanınca atandığı halde, tepkiler üzerine ayrılmak zorunda kalan Mümtaz’er Türköne, 19 Mayıs kutlamalarının faşist kutlama modeli olduğunu ileri sürmüştü.
Eski Milli Eğitim Bakanlarından Hüseyin Çelik de “19 Mayıs’ın stadyumlardan kurtarılması gerektiğini” söylemişti.
Geçen yıl yapılan 18. Milli Eğitim Şûrası’nda da 19 Mayıs’ın kaldırılması tartışılmıştı.
Bu kısıtlama üzerine AKP Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ, “Kutlama yerinin önemli olduğu kanısında değilim. Bunun yerine önem atfedenler işin esasını önemli görmeyenlerdir” demişti. (12 Ocak 2012)
***
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer de son genelgeyi savunurken, “Bu 1940’lı yılların otoriter uygulamalarıdır” dedi.
Milli Eğitim Bakanı Dinçer, göreve gelir gelmez Milli Eğitim Yasası’ndan “Atatürk ilke ve devrimleri”ni çıkardı; şimdi de sahalardan 19 Mayıs’ı çıkarıyor.
Gelecek yıl ilköğretim okullarının ders programına Arapça dersleri konuluyor; kesintisiz ilköğretim 1+4+4+4 yöntemiyle bölünüyor.
Kim bilir arkasından daha neler gelir.
***
Okulların dört duvar arasına çekilmesi değil, yaşamın, halkın içine katılması gerekir.
Okulların ayaklarını sokaklardan çekerseniz, onları yalnızlaştırırsınız.
Eğitim, yalnızca bilgi ve test çözme değildir.
Resim, müzik, spor, iş ve sanatın her alanı, eğitimin temelleridir.
Köy Enstitülerini, öğretmen okullarını, sanat enstitülerini geçmişte başarılı kılan; ezberci eğitimden uzaklaşmaları, sanat, iş eğitimine ağırlık vermeleriydi. Hükümetin eğitim kaygısıyla değil, kendi dünya görüşü doğrultusunda bu yasaklamayı, kısıtlamayı getirdiği çok açık.
***
27 Mayıs 1960’tan önce gençlik ile halkın buluşmasını istemeyen zamanın hükümeti 19 Mayıs törenlerini yasaklamıştı.
Gençlikten ve halktan korkanların başvurduğu bir yöntemdir yasaklama.
Hükümet, birçok konuda olduğu gibi bu konuda da dediğim dedik çaldığım düdük der, tepkilere kulak tıkarsa, belediyeler, demokratik kitle örgütleri devreye girerek hakla birlikte “19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı coşkulu bir biçimde kutlamalıdır.
14 Ocak 2012 Denizli Horoz Gazetesi

İLKÖĞRETİMDE KESİNTİLİYE GEÇİLİYOR: 1+4+4+4

13 January 2012

İLKÖĞRETİMDE KESİNTİLİYE GEÇİLİYOR: 1+4+4+4
Mustafa Gazalcı
mgazalci@gmail.com
www.gazalci.net
AKP iktidarı her alanda bir türlü hızını alamıyor.
Olayları tırmandıkça tırmandırıyor.
Ülke açık hapishaneye döndü.
Yazarlar, çizerler, seçilmiş milletvekilleri, dekanlar, generaller, eski genel Kurmay Başkanı ve daha birçok insan “terör” örgütüne üye olmaktan tutuklu.
Herkes birbirine soruyor: Ne oluyor?
İktidara göre “hukuk” işliyor, “ileri demokrasi” uygulanıyor.
Aklı başındaki insanlara göre “hukuk” çiğneniyor, siyasallaşıyor.
Ülkede bir hukuk devleti yerine, bir AKP devleti yaşanıyor.
***
Eğitim alanında ardı ardına olanlar da çok şaşırtıcı.
Hükümetin yeni hazırladığı yasa önerisine göre imam hatip ortaokulları yeniden açılacakmış.
Çocuklar ilköğretimin 4. sınıfından sonra isterse imam hatip ortaokullarına seçebilecekmiş.
***
Hükümet yanlısı bir gazete hızını alamamış, haberi manşetten “imam hatip okullarına iade-i itibar” diye vermiş.
Haberin devamı şöyle:
“28 Şubat’ın bir izi daha siliniyor. Öğrenciler eskisi gibi 5 yıllık temel eğitimden sonra imam hatip okullarına gidebilecek”
Sanki haberin sunuşuna bakılırsa imam hatip okulları kapatılmış, ya da büyük darbe yemiş de yeniden açılıyor gibi.
Gerçekler hiç de öyle değil. İmam hatip okullarında okuyan öğrenci sayısı ikiye katlandı; imam hatip okulları AKP döneminin en saygın okulları oldu.
Katsayı kaldırıldı; Bakanlık örgütlenmesinde imam hatip liselerinin bağlı olduğu Din Öğretimi Genel Müdürlüğüne hiç dokunulmadı.
***
AKP Grup Başkan Vekillerinin hazırlayacağı yasa önerisine göre zorunlu eğitim1+4+4+4 olarak dörde bölünecekmiş.
Bir yıl anaokulundan sonra ilköğretimin ilk 4 yılı, sonraki ikinci dört yılda ise yönlendirme son dört yıl da ortaöğretim olacakmış.
Kızılcahamam’da yapılan 18. Milli Eğitim Şurası’nda hükümet yanlısı bir sendikanın önerisiyle bu formül kabul edilmişti.
Şimdi yasalaşarak yürürlüğe girecekmiş.
***
8 yıllık kesintisiz zorunlu ilköğretim toplumda uzun süre tartışıldı.
15. Milli Eğitim Şurası tarafından kabul edildikten sonra 1997 yılında yasalaşmıştı.
Bugünkü birçok AKP yöneticisinin de içinde olduğu o zamanki Refah Partisi, 4306 sayılı 8 yıllık kesintisiz eğitim yasasının iptali için Anayasa Mahkemesine başvurdu.
O zamanki Anayasa Mahkemesi çok geniş ve güzel bir gerekçeyle iptal istemini reddetti.
Ne yazık ki 8 yıllık kesintisiz eğitimi bir türlü içine sindiremeyenler aradan 15 yıl geçtikten sonra kesintisizliği ortadan kaldırıyorlar.
28 Şubat anlayışıyla hesaplaşmak olayı çarpıtmadır; hesaplaşma kesintisiz bilimsel eğitimledir.
***
AKP Cumhuriyet eğitimi yerine, kendi dünya görüşüne uygun bir eğitim getirmek için ardı ardına kararlar alıyor:
Katsayıyı kaldırıyor.
Milli Eğitim Teşkilat Yasası’ndan “Atatürk ilke ve devrimlerini” çıkarıyor.
İlköğretime Arapça dersi koyuyor.
Kuran kurslarında yaş sınırını kaldırıyor.
***
Zorunlu eğitim süresi uzatılmalıdır.
Okul öncesinde iki yıl olmak üzere zorunlu eğitim 14 yıl olmalıdır.
Ama kesintisiz.
Bilimsel eğitimi bölmeden.
Öğretim birliğini kaldırmadan!

9 Ocak 2012 Denizli Horoz Gaztesi

EĞİTİMCİ KEMAL GÜNGÖR İÇİN

13 January 2012

EĞİTİMCİ KEMAL GÜNGÖR İÇİN
Mustafa Gazalcı
mgazalci@gmail.com
www.gazalci.net
Köy Enstitülü, emekli ilköğretim müfettişi, Mustafa Kemal Güngör, 29 Aralık 2011 tarihinde aramızdan ayrıldı.
Sabah erkenden sevgili Mehmet Ali Öztürk telefon edince, kötü bir haber olabileceğini düşündüm, aklımdan Kemal Güngör geçti.
Birkaç haftadır hastanede kötü durumda olduğunu biliyordum.
Aklımdan geçen doğruydu, eğitimin çınarlarından Kemal Güngör’ü yitirmiştik.
Hemen dostum, kardeşi Yücel Güngör’ü aradım, ağlamaklıydı.
***
Çivril’in Şenköy’den Kızılçullu Köy Enstitüsü’ne, oradan da Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsüne, seksen altı yıllık çoğu çileli geçen onurlu bir yaşam.
Askerde “sakıncalı piyade”, yedek subaylık yerine 22 kişiyle birlikte çavuş çıkarma.
Sayısız soruşturmalar, sürgünler.
Gençliği hapishanelerde geçen devrimci evladın acısı.
Bir türlü yakasını bırakmayan hastalıklar…
Yüz felci, bir ayağının kesilmesi takma bacakla yaşaması.
Son yıllarda evde, hastanede geçen günler…
***
Her şeye karşın yaşama bağlılık, iyimserlik.
Siyasal ve toplumsal olaylara karşı bir ilgi.
Ödün vermeden sürdürülen ilkeli bir yaşam.
***
1977 yılında Ecevit Hükümeti kurulunca, Denizli’de Milli Eğitim Müdürü olarak ilk düşündüğümüz kişidir Kemal Güngör.
Ne yazık ki siyasetin dengeleri yüzünden gerçekleşemedi bu özlemimiz.
O yine de kimseye kırılmadan, küsmeden sürdürdü savaşımını.
Hiç makam, mevki peşinde olmadı, kimsenin önünde eğilip bükülmedi.
***
Kemal Güngör’ün ölümü Türkiye’nin acı bir gerçeğini de gösteriyor bize.
Devletin gücünü kullananların, daha doğrusu iktidar olanların çelişkili tutumları yüzünden acıları Kemal Güngör ve benzerleri yaşadı.
“El etek öpmeyenler, kral öldü yaşasın kral” demeyenler hep acı çekti.
Bu, dün de böyleydi bugün de böyle.
***
Kemal Güngör ve onun gibi birçoklarını köyden alıyorsun devrimci, üretici bir Köy Enstitüsü eğitiminden geçiriyorsun.
Onlara eğilmez, bükülmez bir kişilik kazandırıyorsun.
Sonra da iktidarlar değişince “sizin okulunuz da siz de yanlışsınız diyorsun.”
Yetiştirdiğin gibi davranınca ona bedel ödetiyorsun.
Onları ödüllendireceğine cezalandırıyorsun.
Yalnız kendine değil çoluğuna çocuğuna da acılar çektiriyorsun.
***
Ülke bu çelişkiyi, acıyı yaşadı ve yaşıyor.
Bir türlü gerçek demokrasiyi yerleştiremediğimiz için çoğulcu düşünülmüyor, hoşgörülü davranılmıyor.
Kendisi gibi düşünmeyenlerin yazdıkları, davranışları batıyor.
Onlara kıyılıyor, hapse atılıyor, çeşitli acılar çektiriliyor.
Sanatçının şiirine, resmine yaptığı heykeline bile katlanılamıyor.
***
Kemal Güngör, ilk üç yılı köyünde eğitmende okuyor, sonra ilçesinde devam ediyor, ilkokulu 1937’de Kızılçullu Köy Enstitüsü’nde bitirip enstitüye kaydoluyor.
Sonra bugünün üniversitesi sayılan Yüksek Köy Enstitüsünü 1946 yılında bitiriyor.
***
Denizli’deki, Gümüldür’deki yazlıktaki evlerine her gittiğimde anılarını yazmasını istedim.
Sağlığında olmadı, belki bundan sonra kardeşi, çocukları, torunları bunu yapar.
Kemal Güngör, onurlu yaşamış, çevresine örnek olmuş bir kişidir.
Onu hiç yalnız bırakmayan eşi Hacer Teyzeye, kardeşi Yücel Güngör’e, çocukları Ümit, Kenan, Ümran ve Atakan’a, torunlarına, öğretmen dostlarına, kısaca, tüm sevenlerine baş sağlığı diliyoruz.

2 Ocak 2012 Denizli Horoz Gazetesi

EĞİTİMCİ KEMAL GÜNGÖR İÇİN
Mustafa Gazalcı
mgazalci@gmail.com
www.gazalci.net
Köy Enstitülü, emekli ilköğretim müfettişi, Mustafa Kemal Güngör, 29 Aralık 2011 tarihinde aramızdan ayrıldı.
Sabah erkenden sevgili Mehmet Ali Öztürk telefon edince, kötü bir haber olabileceğini düşündüm, aklımdan Kemal Güngör geçti.
Birkaç haftadır hastanede kötü durumda olduğunu biliyordum.
Aklımdan geçen doğruydu, eğitimin çınarlarından Kemal Güngör’ü yitirmiştik.
Hemen dostum, kardeşi Yücel Güngör’ü aradım, ağlamaklıydı.
***
Çivril’in Şenköy’den Kızılçullu Köy Enstitüsü’ne, oradan da Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsüne, seksen altı yıllık çoğu çileli geçen onurlu bir yaşam.
Askerde “sakıncalı piyade”, yedek subaylık yerine 22 kişiyle birlikte çavuş çıkarma.
Sayısız soruşturmalar, sürgünler.
Gençliği hapishanelerde geçen devrimci evladın acısı.
Bir türlü yakasını bırakmayan hastalıklar…
Yüz felci, bir ayağının kesilmesi takma bacakla yaşaması.
Son yıllarda evde, hastanede geçen günler…
***
Her şeye karşın yaşama bağlılık, iyimserlik.
Siyasal ve toplumsal olaylara karşı bir ilgi.
Ödün vermeden sürdürülen ilkeli bir yaşam.
***
1977 yılında Ecevit Hükümeti kurulunca, Denizli’de Milli Eğitim Müdürü olarak ilk düşündüğümüz kişidir Kemal Güngör.
Ne yazık ki siyasetin dengeleri yüzünden gerçekleşemedi bu özlemimiz.
O yine de kimseye kırılmadan, küsmeden sürdürdü savaşımını.
Hiç makam, mevki peşinde olmadı, kimsenin önünde eğilip bükülmedi.
***
Kemal Güngör’ün ölümü Türkiye’nin acı bir gerçeğini de gösteriyor bize.
Devletin gücünü kullananların, daha doğrusu iktidar olanların çelişkili tutumları yüzünden acıları Kemal Güngör ve benzerleri yaşadı.
“El etek öpmeyenler, kral öldü yaşasın kral” demeyenler hep acı çekti.
Bu, dün de böyleydi bugün de böyle.
***
Kemal Güngör ve onun gibi birçoklarını köyden alıyorsun devrimci, üretici bir Köy Enstitüsü eğitiminden geçiriyorsun.
Onlara eğilmez, bükülmez bir kişilik kazandırıyorsun.
Sonra da iktidarlar değişince “sizin okulunuz da siz de yanlışsınız diyorsun.”
Yetiştirdiğin gibi davranınca ona bedel ödetiyorsun.
Onları ödüllendireceğine cezalandırıyorsun.
Yalnız kendine değil çoluğuna çocuğuna da acılar çektiriyorsun.
***
Ülke bu çelişkiyi, acıyı yaşadı ve yaşıyor.
Bir türlü gerçek demokrasiyi yerleştiremediğimiz için çoğulcu düşünülmüyor, hoşgörülü davranılmıyor.
Kendisi gibi düşünmeyenlerin yazdıkları, davranışları batıyor.
Onlara kıyılıyor, hapse atılıyor, çeşitli acılar çektiriliyor.
Sanatçının şiirine, resmine yaptığı heykeline bile katlanılamıyor.
***
Kemal Güngör, ilk üç yılı köyünde eğitmende okuyor, sonra ilçesinde devam ediyor, ilkokulu 1937’de Kızılçullu Köy Enstitüsü’nde bitirip enstitüye kaydoluyor.
Sonra bugünün üniversitesi sayılan Yüksek Köy Enstitüsünü 1946 yılında bitiriyor.
***
Denizli’deki, Gümüldür’deki yazlıktaki evlerine her gittiğimde anılarını yazmasını istedim.
Sağlığında olmadı, belki bundan sonra kardeşi, çocukları, torunları bunu yapar.
Kemal Güngör, onurlu yaşamış, çevresine örnek olmuş bir kişidir.
Onu hiç yalnız bırakmayan eşi Hacer Teyzeye, kardeşi Yücel Güngör’e, çocukları Ümit, Kenan, Ümran ve Atakan’a, torunlarına, öğretmen dostlarına, kısaca, tüm sevenlerine baş sağlığı diliyoruz.

2 Ocak 2012 Denizli Horoz Gazetesi

25 December 2011

 

 

 

 

 

Bir Eğitim Savaşımcısı

Adnan Binyazar

 

 

     Cengiz Aytmatov’un yazdığı Öğretmen Duyşen, bizde yeni bir şey anlatılıyormuş gibi algılandı. Gözü kendimizden çok dışarıya çevrik kimi çevreler Duyşen’in yaptıklarını göklere çıkararak bize örnek gösterdi. İyi bir roman olmasına karşın, Öğretmen Duyşen’de anlatılanların abartılması beni şaşırtmıştı.  

     İlkokulu Diyarbakır’ın Eğil ilçesinde bitirmiş, oradan Dicle Köy Enstitüsü’ne girmiştim. Hiç öğretmenlik yapmadan da Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’nde okumuştum. Köy enstitüleri Duyşen’ler okuluydu. Orada yetişen her öğrenci birer Duyşen’di. Staj okullarından biliyordum; Doğu ya da Güneydoğu Anadolu’ya göre Duyşen’in öğretmenlik yaptığı okul, bizdekilere göre saray. sayılırdı. 

     Köyde öğretmenlik yapmamıştım ama köy enstitüsünde eğitimin yolunu yordamını öğrenerek yetişmiştim. Bunun yanında, gece gündüz demeden okuyan bir öğrenciydim. Okumayla insanın edinemeyeceği bilgi, varamayacağı düşünce, kavrayamayacağı izlenim yoktur. Öğretmenlerin deneyimlerini, gözlemlerini okuyarak, kendi dünyamda bir okul kurmuş, o okulda, köylerde bu görevi özveriyle yerine getirenlerin öğrencisi olmuştum.

     Bu uzaktan öğrencilik bile, Cahit Külebi’nin “Köy Öğretmenleri” şiirinde belirttiği gibi, “Dağlara, vadilere, ovalara/Tesbihler gibi saçılmış köy(ler)de” öğretmenlik yapan bu “kara göklerin yıldızları”ının “düşe kalka” ne gibi zorlukları yendiklerini öğretmişti bana. Onlar, yolu izi olmayan dağ köylerde darlığı gen eyleyerek yüzyılımızda bile çağdaş sayılabilecek yöntemler geliştirerek, yalnızca çocukları değil, bir eğitim savaşımcısı olarak tarımda, iş becerisinde onların ana babalarını yetiştirmişlerdir.

     Aytmatov’un anlattıklarını okurken, bizde yalnızca bir değil, Külebi’nin söylemiyle, “Gökte yıldız kadar köylerimiz”de “gökte yıldız kadar” Duyşen’in olduğunu düşünmüş, ülkemizin gerçek anlamda kurtuluşunu, Duyşenler’in, “uzak köylerimizde her sabah kuşlar gibi uçan çocuklar”ımızı devrimci, değişimci bir ruhla aydınlatmasına bağlamıştım. Mahmut Makal’ın Bizim Köy’ünü yıllarca başucu kitabım yaptım. Başaran’ın her biri ayrı bir yıldız ışığı denemelerini, Fakir Baykurt’un dev boyutlu yaşamöyküsünü, köy enstitülü nice yazarın izlenimlerini bu inançla okudum.

     Yıllardır yaşamının her aşamasında eğitim yazılarıyla halkı aydınlatma görevini yerine getiren Mustafa Gazalcı, günlüklerinde yer verdiği anılarıyla, anlatılarıyla savaşımcı ruhunu yazıya dökmüş oluyor.  

     Gazalcı’nın Öğretmenin Günlüğünden’i, halkı ilkellikten kurtarıp aydınlatma savaşımı veren bir öğretmenin, okunup belleğe yerleştirilmesi gereken anılarından, anlatılarından oluşuyor. Savaşım alanında, dar kafalı politikacıdan, yüzyıllardır Anadolu gerçeğini kavrama yeteneğinden yoksun bürokratına herkes yerini almış. Gazalcı yalnız başına koca parlamento kalabalığı, elindeki yetkiyi kötüye kullanmaktan başka marifeti olmayan bürokratlar karşısında bile eğilmeyen direngen bir savaşımcı…

     Bu öğretmen 12 Mart’ın kitap düşmanlığının hedefi olmuş, 12 Eylül faşizminin kıyımına uğramışsa, özgürlükleri kısıtlanıp hapislerde yatmışsa, onun anıları yalnız kişisel izlenimler olmaktan çıkıyor, yaşanan dar dönemlerin tanıklığı niteliğini de taşıyor.   

     Bu bağlamda, bulunduğu yerler yönünden Gazalcı’nın konumu ayrıcalık gösteriyor. Onu köy öğretmenliğinden parlamento üyeliğine götüren o uzun yolu yürümesi olaylarla geçmiştir. Anıları okurken, bu aşamaya hangi darlıklara katlanılarak gelindiğine tanık olacaksınız. Okuduğunuzda, anıların yalnızca iç açıcı öykülerden oluşmadığını, öykülerde insanı umutsuzluğa iten ne acı sahneler bulunduğunu göreceksiniz…

     Cumhuriyet’in temelinden oyulmaya başlandığı her dönemde, Atatürk ulusalcılığını ilke edinmiş hemen her aydın, ilkellik-bürokratik engelleme-siyasal baskı şeytan üçgeninin sarmalına düşmüştür. Yazarlıktan çektikleri bir yana, Başaran’a, Fakir Baykurt’a, Mahmut Makal’a, daha nice öğretmene öğretmenlik haram edilmiştir. Baykurt’un yurtdışında bir toplantıda, “Öğretmenliğe hasret bıraktılar beni!” diye nerdeyse ağlamaklı olduğunu çok iyi anımsıyorum.

     Mustafa Gazalcı düşünceleriyle, eylemciliğiyle o soydan bir öğretmendir. Yaptığı her işte çevresinde bir şeytan üçgeni oluşturulmuş, ardından izlenmeler, tutuklamalar gelmiştir. Bütün bu baskıların sonunda, direngenliğiyle, Sezar’ın Galya seferinden döndükten sonra söylediği gibi “Gittim, gördüm, yendim!” demeyi bilmiştir. Gazalcı’nın, başta öğretmenlik olmak üzere, yöneticilik, milletvekilliği ve örgütçülükte bir eğitim savaşımcısı olarak gösterdiği başarıyla kültür tarihimizde yer alacağı daha şimdiden bellidir.    

     Bunun ayrıntılı, ayrıntılı olduğunca ilginç, ilginç olduğunca da aydınlatıcı öyküsü, okumakta olduğunuz bu kitapta, Gazalcı’nın anılarında, anlatılarında…

     Gazalcı’nın gördükleri, saptadıkları, vardığı sonuçlar okunduğunda, Türkiye Cumhuriyet’inin nasıl bir kültür Cumhuriyeti olduğunun özüne varılacak, azgelişmişliğin kol gezdiği bir bölgede çağdaş bir kültür cumhuriyeti kuran Atatürk’ün öğretmenlere yönelik şu sözleri -özellikle içinde kıpırdayamaz hale geldiğimiz bu bunalım ortamında- düşünce dünyamızdaki yerini bulacaktır:

 

     Öğretmenler; yeni nesli Cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcileri sizler yetiştireceksiniz, yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin becerinizin ve fedakârlığınızın derecesiyle orantılı olacaktır. Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli muhafızlar ister. Yeni nesli, bu özellik ve yetenekte yetiştirmek sizin elinizdedir.

 

 

Binyazar

27.08.2011

 

 

Gazalcı’nın yeni kitabı: Öğretmenin Günlüğünden

25 December 2011

Eski CHP Denizli Milletvekili, eğitimci Mustafa Gazalcı’nın Öğretmenin Günlüğünden adlı 13. kitabı, öğretmenlik ve öğretmen örgütçülüğünde geçirdiği yılları konu alıyor.

Bilgi Yayınevi’nden geçtiğimiz günlerde yayınlanan kitap, Gazalcı’nın Sivas’ta köy öğretmenliğiyle başlayarak TBMM’ye uzanan yolculuğunu anlatıyor.

Kitapta Gazalcı, Denizli’de yaşadığı sürgünleri, büyük öğretmen boykotuna katılımını, TÖS ve TÖB-DER mücadelesini, birlikte çalıştığı müdürleri, öğretmenleri, yargılanmasını, geçirdiği soruşturmaları, öğrencileriyle birlikte çıkardığı Biz de Varız gazetesini, valilerle, milli eğitim müdürleriyle yaşadıklarını, hapis günlerini anlatıyor. Anılar içinde eğitimle ilgili görüşlerine de yer veriyor.
13 bölümlük kitapta, tarihi belge niteliğinde döneme ait çok sayıda fotoğraf da bulunuyor. Kitap, bu özelliğiyle bir dönemin öğretmen örgütçülüğü mücadelesini ve eğitimi tarihini de yansıtıyor.

Yurtsever, demokrat, ilerici, örgütçü tüm öğretmenlere adanan kitap için Gazalcı, öğretmenliği döneminde tuttuğu günlükten yararlanıyor.

Adnan Binyazar’ın önsözüyle başlayan 310 sayfalık kitap, Türkan Saylan’ın ve bir öğrencisinin Mustafa Gazalcı’ya yazdığı mektuplarla son buluyor. Kitabın; öğretmenlerin, öğrencilerin, velilerin ve eğitime ve siyasete ilgi duyan herkesin ilgisini çekmesi bekleniyor.
Mustafa GAZALCI

PEMBE KÖŞK

19 November 2011

PEMBE KÖŞK
Mustafa Gazalcı
mgazalci@gmail.com
www.gazalci.net

Türkiye’nin ikinci Cumhurbaşkanı, büyük devlet adamı İsmet İnönü’nün Ankara’da oturduğu Pembe Köşk müze.
Köşk, her yıl Ekim- Kasım aylarında İnönü Vakfı’nın çabalarıyla yeni bir yüz, yeni bir düzenleme, yeni bir etkinlikle açılıyor.
İnönü Vakfı’nın Başkanı İsmet İnönü’nün kızı Özden Toker, yıllardır güler yüzü, bitmek bilmeyen enerjisiyle özenle saklanmış, korunmuş değerli eşyaları bir iki yardımcısıyla sergiliyor.
Köşkü ziyaret edenlere o günlerin tanığı olarak Atatürk’ü, İnönü’yü, aileyi anlatıyor.
İsmet İnönü’nün giysileri, madalyaları, silahları, mühürleri, tabloları…
Bilardo masası, piyano, tarihi söyleşilerin yapıldığı yemek masası, Mevhibe Hanım’ın giysileri vb. bu müzededir.
***
Bu yıl Pembe Köşk’te, Erdal İnönü’nün karikatürleri sergilendi.
31 Ekim 2011 tarihinde Erdal İnönü’nün ölüm yıldönümü nedeniyle hem bu sergi açıldı hem de Can Dündar’ın kitaplaştırdığı “Canım Erdalım, Sevgili Babacığım” adlı baba oğlun mektuplarını derleyen kitabı tanıtıldı.
Bütün İnönü ailesinin ve Erdal Bey’in dostları oradaydı.
***
Toplantı günü kalabalık yüzünden doya doya sergiyi göremediğim için CHP Parti Okulu’nda eğitime katılanlarla birlikte 12 Kasım 2011 tarihinde Pembe Köşk’e bir daha gittim.
Eğitime katılanlar için de güzel bir etkinlik oldu.
Bizi Özden Toker ve İnönü’nün torunu, CHP Ankara Milletvekili Gülsün Bilgehan karşıladı.
Gülsün Hanım’ın kısa konuşmasından sonra Özden Toker konuştu, soruları yanıtladı.
Köşk’e sık sık uğrayan Atatürk’ü ve ev sahibi İsmet İnönü’yü anlattı.
“Beni Atatürk’le kurulan sofralara niçin oturttuklarını şimdi daha iyi anlıyorum; tanık olarak ileride sizlere anlatayım diye herhalde” diye sözlerine başladı kısaca şunlara değindi:
***
“Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı utkuyla bittikten sonra İnönü ve çevresindekilere ‘Kurtuluş Savaşı bitti; şimdi uygarlık savaşı başlıyor. Asıl bu savaşa var mısınız?”
“Onlar da varız dediler; barış, Cumhuriyet, devrimler, uygarlık böyle geldi.”
“Babam ‘Ben her şeyi Tanrı vergisi olarak değil, kendi çabamla öğrendim’ derdi.”
***
“Evliliklerinin 20. gününde Kurtuluş Savaşı’na Anadolu’ya giderken anneme (Mevhibe) bir piyano almış; ders aldırmış. Sonra ekonomik sıkıntılar yüzünden piyano satılmış. Babam ‘en son piyanoyu satın’ diye mektup yazmış. Yıllar sonra ben doğunca şu köşede gördüğünüz piyanoyu aldı.”
“Babam kendisi de müziğe meraklıydı. İlk subaylık yıllarında gramofonla batı müziği plakları dinledi; sonradan viyolonsel dersleri aldı.”
“Pembe Köşk’te çocuk İdil Biret’i ve Suna Kan’ı dinledikten sonra TBMM’den Harika Çocuklar Yasası’nı çıkarıldı. Bu yetenekli çocukların aileleriyle Avrupa’ya gitmelerine olanak tanındı. Onlar da yetişip ülkeye hatta bütün insanlığa hizmet ettiler.”
“Sık sık annemle birlikte konserlere gitti, at bindi, satranç oynadı.”
Fransızca, Almanca bildiği halde İstanbul’dayken Rumca, ellili yaşlardan sonra İngilizce öğrendi. Sözlük yanında çalışırdı.”
“Abartılı konuşmazdı; anlatacağı şeyi yalın, doğal anlatırdı.”
***
Pembe Köşk’e gidenler, Özden Hanım’ı dinleyenler Atatürk’e, İnönü’ye, Cumhuriyete daha çok bağlanırlar.
Cumhuriyet değerlerini koruyup geliştireceklerine kendi kendilerine söz verirler.
Atatürk’e, İnönü’ye, hatta Cumhuriyet’e sataşıldığı bu günlerde, gerçekleri öğrenmenin, Pembe Köşk’ü ziyaret etmenin tam zamanı.

21 Kasım 2011
Denizli Horoz Gazetesi

SÜLEYMAN DEMİREL’İ DİNLERKEN…

12 November 2011

SÜLEYMAN DEMİREL’İ DİNLERKEN…
Mustafa Gazalcı
mgazalci@gmail.com
www. gazalci.net

CHP Ankara İl Başkanlığı, 5 Kasım 2011 tarihinde Bülent Ecevit’in 5. ölüm yıldönümü nedeniyle başkentte bir anma töreni düzenledi.
Sayın Süleyman Demirel de bu törene bizzat CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından konuşmacı olarak çağrıldı.
Yıllarca birbiriyle yarışmış, karşı karşıya gelmiş, bir döneme damgalarını vurmuş iki önemli politikacı, devlet adamı Ecevit ve Demirel.
9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel konuşmasıyla hem güldürdü, hem düşündürdü, hem de kimilerine ince ince göndermelerde bulundu.
***
“Bu çağrı bile başlı başına bir olgunluk, uygarlık, demokrasi örneğidir” diye başladı sözlerine Sayın Demirel.
“Biz birbirimizi biraz geç anladık.”
“Hem barışmasını bilmeyen kavga etmesin” dedi.
“Siyasetçiler dönemi, dönem siyasetçiyi, siyasetçi siyasetçiyi etkiler.”
“Biz de birbirimizden etkilendik, bir şeyler öğrendik.”
***
“Ecevit mavi gömleği, kasketi, güvercini alıp Anadolu yollarına düştüğünde biz de başka şeyler yaptık.”
“Halka giderek, ona anlatarak ve sonuca katlanarak.”
“Bülent Ecevit’in eylemli siyaseti 45 yıl sürdü, ayrıldığında TC Başbakanıydı, benimki 48 yıl sürdü, ben de Cumhurbaşkanı olarak bıraktım, kolay değildir bu.”
“Bu sürede oyunu hep kuralıyla oynadık. İkimiz de indik, yükseldik, kazandık, kaybettik, battık çıktık, ama ipin ucunu bırakmadık, en önemlisi her şeyi demokrasi içerisinde yaptık.”
“Askeri ihtilallere karşıydık, ama bir sonrasını düşündük. Şapkamı alıp gittiğimi söylediler, elbet şapkayı bırakıp gidecek değilim, alıp gittim. Altı kez gittim, yedi kez geldim. Devlet, asker düşmanı olmadık, Meclisi de açık tutmaya çalıştık. ”
***
“12 Eylül 1980 sonrası ikimizi de eşlerimizle birlikte bir helikopterle Çanakkale Hamzakoy’a götürdüler.
Hafif yağmurlu bir gündü, helikopter su alıyordu. Altımızdaki açtığımız fabrikaları, kuruluşları görünce dayanamayıp ‘bunları biz açtık’ deyince eşim Nazmiye, ‘Açtınız da ne oldu? Şimdi gittiğimiz yer belli’ dedi.”
***
“Ülke bütünlüğüne, barışa, refaha, hukuka, Atatürk ilkelerine, sandığa sadakatle bağlı kaldık”
“Belki ekonomik yöntemde rahmetli Ecevit’le farkımız vardı. Biz önceliği hep büyümeye verdik, o ne varsa adaletli bölüşmeye.
***
Süleyman Demirel’le sol yıllarca mücadele etti. Özellikle Milliyetçi Cephe Hükümetleri dönemi ve Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam kararlarının TBMM’de oylamasındaki olumsuz tutumu kolay kolay unutulamaz. Onun “İLKSAN konusunda “Verdimse ben verdim”, tarım ürünlerine destekte “Kim ne verirse benden 5 lira fazla”, seçime giderken erken emeklilik sözleri gibi popülist politikaları oldu.
Sağın böylesine güçlenmesi onun döneminde ekilen tohumların sonucudur. Bunlar doğru.
Ancak ülkeye birçok olumlu hizmetleri de oldu.
Ayrıca yıllar Süleyman Demirel’i olgunlaştırmış, daha demokrat yapmış.
Aziz Nesin’in ‘her ihtilalde Süleyman Demirel biraz daha sola kayıyor’ tanısı doğru.
***
AKP dönemindeki hukuksuzlukları, haksızlıkları yaşayınca insan eski Demirel’i değil ama, bugünkünü arıyor.

VAN DEPREMİ

28 October 2011

VAN DEPREMİ

23 Ekim 2011 Pazar günü öğle üzeri Van, Erciş ve çevresi 7,2 şiddetinde bir depremle sarsıldı.
Sonuç; acı, üzücü.
Beş yüzü aşkın (534) insanımız yaşamını yitirdi, iki bin 300’ü de yaralandı.
Evler, binalar yıkıldı.
Ülke acılara boğuldu.
***
Beklemediğin, bilmediğin bir anda büyük sarsıntı.
Saniyelerle sınırlı.
Ama ölüme, yıkıma yol açan bir zaman.
Sonrası tam bir can pazarı.
***
Ya kıl payı kurtuluyor, ya bir duvar çöküyor üstünüze.
Ya yaşamda kalıyorsunuz, ya da karanlıkta.
Eğer göçük altındaysanız kurtarılacak mısınız?
Kaç saat, kaç gün dayanabileceksiniz.
Hele bebeğiniz, çocuğunuz yanındaysa.
Azra bebek gibi örneğin.
Dünya yıkılır, yer yarılırken dünyanın ayrımında değilseniz.
Henüz 14 günlükseniz dünyaya merhaba diyeli.
Anneniz sizi emzirerek, tükürüğüyle besleyip sağ tutmuşsa, kurtuluşunuz onca acı arasında çevreye bir umut, sevinç yaymışsa, o anne kahraman sayılmaz mı?
***
Genç İmdat gibi 100 saat sonra kurtulan da, Yunus çocuk gibi önce kurtulup sonra iç kanamadan yaşamdan kopan da.
Yunus’un göçük altındaki unutulmaz ürkek bakışlarını nasıl unuturuz.
Ya o 60’ın üzerinde gencecik ölen öğretmenler, kimi nişanlı kimi yeni evli.
Atandığına sevinirken bir depremle göçüp giden, yakınlarını, herkesi göz yaşlarına boğan öğretmenler.
Her biri yürek yakan yüzlerce başka acı öykü.
Hangi birine yanacaksınız.
***
İlk 24 saat yardımda bir başarısızlık yaşandığını kabul ediyor Başbakan Recep Tayyip Erdoğan.
Yeterli çadır dağıtılamadı.
Soğukta bir çadır alabilmek için uzun kuyruklar oluşturdu insanlar.
Demek ki bundan önceki depremler bir türlü aklımızı başımıza getirmedi.
Aynı şiddette bir deprem Japonya’da can almazken neden bizde yüzlerce insanı canından ediyor.
Deprem değil, çürük, dayanıksız yapılar can alıyor.
Bunu bilim insanları, uzmanlar söylüyor.
Van, Erciş’te yerle bir olan köyler bunu doğruluyor.
***
Bereket güçlü bir dayanışma geleneğimiz var.
İnsanlar duyarlı.
Yaraları sarmak için elinden geleni yapıyor.
Yardımları yağdırıyor.
***
Çözüm depremle birlikte yaşamayı öğrenmek.
Dayanıklı yapılar ve bilinçli insanlar yaratmak.
Ve ne olursa olsun teslim olmamak.
Türkiye coğrafyası değişmeyecek.
Her seferinde bu son olsun, ders olsun diyoruz.
Ama yine canlar yok oluyor, evler yıkılıyor.
Dileriz bu son ders olur.
***
Van, Erciş depreminde canını yitiren yurttaşlara başsağlığı, yaralılara şifa diliyoruz.
31 Ekim 2011 Denizli Horoz Gazetesi


googlegoogle google
  • benjamin biolay negatif lilburn
  • darryl strawberry cancer container
  • donald sutherland 1971 hedge
  • dakota blue richards golden compass bore
  • movie william russ is in nugget
  • yvonne strahovski nude naked pics 9300
  • talia balsam george clooney cosco
  • naomi watts nipple slip steed
  • mark herman indianapolis colts blaupunkt
  • angela lindvall dragonfly agent feta
  • tech sgt daniel ryan keene specials
  • lee meriwether wiki sheetmetal
  • gemma bissix sexy pictures paypal
  • joan allen off the amnesty
  • lugano gard
  • lynda bellingham porn films caracas
  • mark martin coca cola 600 2005 diamondback
  • miley cyrus scadal see photos blasting
  • infusion adaptor
  • daniel radcliffe shirtless 2009 bunny
  • robbie amell from life with derek seatac
  • scarlett johansson pics pontoon
  • ann miller wiki translucent
  • the whispers in the mood faucet
  • florence henderson wrinkles movie dateline
  • kris allen heartless performance viewing
  • william petersen postcards meadow
  • topher grace t v candles
  • kelly price hairstyles ambrose
  • christine taylor sex tape shutoff
  • holly willoughby slip incubus
  • shovel citizens
  • ursula mayes nudo polyurethane
  • kathryn tappen pics loaders
  • buddy baker driving experience investigation
  • is george osborne a jewish name reaper
  • nicki aycox nude pics yoke
  • spike lee horace mann school lathe
  • steven knight charente france glacial
  • roberto benigni oscar for best actor others
  • selita ebanks implants jamaican
  • dakota fanning actress ramsey
  • allison munn cleavage nutrisystem
  • chuck hayes daytrader viking
  • aaron sorkin animated west wing series revelation
  • doug jones kentucky drowned gregorian
  • amy macdonald this isthe life mechanics
  • brandon friedman afghanistan hella
  • bose combustion
  • incall fanny
  • justin richard gillen emery
  • who is ricky paull goldin dating olympia
  • context enzo
  • lyrics of mary chapin carpenter patchogue
  • carmen electra video nu phrase
  • kristian alfonso nationality gears
  • hold lejeune
  • judge joe brown court pays judgements shin
  • elizabeth ashley evening shade advisory
  • leif garrett pictures pavillion
  • rachael harris cleavage wheeler
  • sara ramirez actress pictures 30th
  • lita ford ozzy ozbourne inside
  • nancy travis nude naked fakes forging
  • carlos leon agent thomson
  • joan plowright biography allstate
  • kirk whalum falling in love skidoo
  • elizabeth taylor forever elizabeth advert
  • the whispers rocksteady champion
  • june allyson jack lemmon chairs
  • olympia dukakis biography flare
  • jamie kennedy dating voip
  • you remind me patrice rushen mp3 banana
  • naomi campbell pussy shot pellets
  • hart bochner shirtless youtube hobby
  • zakk wylde signature strings explanation
  • eric mitchell johnson fridays
  • dave king actor caddy
  • jaime bergman mpeg mccoy
  • patton oswalt preformance serenity
  • yves saint laurent paris perfume riot
  • pamela adlon nudes prostitutes
  • valerie harper dennis weaver horror flick arranged
  • jill whelan love boat clayton
  • jodi albert nipslip symbols
  • scott morse dds cents
  • rashida jones boobs dirty
  • edward furlong ca dowload
  • does don johnson live in la vendors
  • john cho cto dudley
  • monica keena capture strawberries
  • corinne clery hitchhike compatibility
  • estelle getty and death tone
  • amisha patel without bra coaches
  • imran khan aamir khan nephew nubian
  • pieces of a dream pillow talk opening
  • richard griffiths photo astro
  • elton john album tumbleweed connection firebird
  • yves saint laurent paris perfume above
  • kaya scodelario pictures encryption
  • cassandra wilson both sides now coversion
  • larry flynt productions utopia
  • kristin cavallari shaking her butt meade
  • sadie frost panty pics netherlands
  • el chicano viva tirado lp 1970 counterfeit
  • bill medley bobby hatfield breakup danville
  • jackie guerrido sex video vegtable
  • christy turlington 16 monty
  • jaci velasquez seventh-day adventist gower
  • joe calzaghe vs bernad hopskins stamps
  • anesthesiology crimp
  • my december josh groban live pistols
  • ben browder cameron mitchell picture hazzard
  • andrea lowell butt statutes
  • jayde nicole forum felt
  • danny masterson astro sign merchant
  • john saxon drums environment
  • rachel specter desktop pic mite
  • who is marla maples dating favorite
  • ali macgraw celerity address lamborghini
  • queen rania and sheika sabika portal
  • spencer grammer naked sore
  • michael oren israel u s blaster
  • julie welch william novinsky passwords
  • robert sean leonard sims 2 download watson
  • susan anspach designs brigade
  • john coulter lewis and clark motorcyle
  • ray liotta sound bite goodfellas fabolous
  • lil wayne drifter airtran
  • carol burnett cleaning lady schematics
  • doug benson team lark
  • chris potter rhythm-a-ning kinks
  • mark healy surfer's journal article limiter
  • taj mahal broken mirrors mosaic kittens
  • laurence fishburne biography destiny
  • peter brown politician adsense
  • danger will robinson audio clip lens
  • rich franklin workout foil
  • pittsylvania county virginia anderson goat farm winged
  • paul oakenfold cee epiphone
  • holly white ga jerseys
  • pippa funnell games 1903
  • gordon murray cuba creatinine
  • laurence fishburne due south kawasaki
  • p andrew miller nku editing
  • janeane garofalo quotes fido
  • largo barracuda
  • anthony carter jersey cheep
  • larry wilcox genealogy fiskars
  • steve zahn with a goatee kristina
  • sexy nia long pictures sandals
  • ann jillian movies 160gb
  • matthew broderick margaretville cardbus
  • sounds cardiff
  • coming to america eriq la salle monaco
  • alex garcia scottsboro panels
  • william cunningham seattle wa million
  • congresswoman michele bachmann thursday capitol steps hound
  • francoise hardy suzanne gadgets
  • terrence roberts art gallery elliot
  • robert ballard secrets of the titanic toner
  • chieli minucci special efx aviation
  • carol lawrence realty belleview florida worthington
  • emmylou harris grey hair gloucester
  • penelope cruz getting her tits sucked noble
  • receive brigade
  • 1980 andre dawson 235 damp
  • joan cusack fakes steak
  • jesse eisenberg porn bore
  • cicely tyson movies dandy
  • download alesha dixon the boy does airbrush
  • megyn price underware fatima
  • camille guaty nude photos caliper
  • johnny pacheco satuday march 21 1971
  • quiznos sabrina
  • guillaume canet galerie decision
  • kim rhodes lafayette la martins
  • dannii minogue playbot derivatives
  • dana delany oops dohc
  • bounty fourms
  • scott macintyre lyrics toolkit
  • rahm emanuel comment about retarded people canned
  • creeping python
  • michael fitzpatrick ri echo
  • natasha bedingfield unwritten outside
  • is david spade bald knocking
  • gamespot rancher
  • til schweiger photos middletown
  • imogen heap sleeping cars choke
  • benjamin biolay la superbe lyrics tektronix
  • johnny bench baseball cards schafer
  • meg foster television actress scored
  • julie taymor dvd video butane
  • 4500 graph
  • donna alexander of fort worth texas consumption
  • dru hill i should be video assy
  • ralf schumacher 2008 coding
  • billy graham portuguese faqs